Fakirlik Kısır Döngüsünü Nasıl Kıracağız ? (II)

Pazar günkü yazımda , mevcut verilere dayanarak  Türkiye’nin orta gelir tuzağında ve fakirlik kısır döngüsü içinde olduğu tespitini yapmıştım. Bir ülkenin Kalkınma süreci içinde en zor olanı  bu döngüden kurtulmaktır. Bu döngüye sokan politikaları dışlayıp , yeni politikalar  uygulamak gerekir. Türkiye dinamik insanı , stratejik konumu , doğası ve imkanları ile orta gelir tuzağını ve fakirlik kısır döngüsünü hak etmiyor.

20-30 sene önce olsaydı , bu döngüden kurtulmak için yalnızca iktisat politikaları önerebilirdim. Bu gün ise önce bu politikaların altyapısı ‘’güven ‘’ sorunu öncelik kazanmıştır. Halkın yargıya olan güveni azalmıştır. Halen batı içinde yer almamıza rağmen insan hakları ve siyasi özgürlükler açısından ‘’özgür olmayan Ülke ‘’ statüsüne geriledik.

Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ), 2019 yılına ilişkin raporunda ; en az 48 gazetecinin tutuklu olduğu Çin ile 47 gazetecinin hapiste olduğu Türkiye’yi “dünyanın en büyük gazeteci hapishanesi olarak” tanımlandı. Çinin nüfus bizim 17 katımızdır.

Gazeteciler hapiste olduğu  , televizyonlarda türbanlı hanımların ‘’ Bizim aile 50 kişiyi götürür. Listeler hazır ‘’ dediği  , Partizanların asarız , keseriz naraları attığı bir toplumda ekonomik istikrardan söz edemeyiz.

Demokrasi olmadan , toplum huzuru olmadan , istikrar önlemleri dikiş tutmaz.

1.Demek ki önce demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü yeniden kurmamız gerekiyor.  Türkiye’nin  fakirlik ve orta gelir tuzağından kurtulması için önce en az üç yıl  yabancı sermayeye ihtiyacı vardır. Yabancı sermaye önündeki en büyük engel  olan  Güven ortamını yeniden  oluşturmak zorundayız. AB ilişkilerini normalleştirmek ,  Suriye sorununu çözmek zorundayız. Hukuk ve demokrasi sorunlarını çözmek zorundayız . Elbette eskisi kadar yabancı sermaye girişi olmayacaktır ve fakat geçiş dönemi içinde yabancı sermayeye ihtiyaç  olduğu kesindir.

2. İkincisi acil olarak , faizleri enflasyon artı yüzde 5 faiz oranına çıkarmalıyız. Bu günkü şartlarda yüzde 16 yüzde 17 seviyesine çıkarmalıyız. Yüzde beş dolayında reel faiz vermeden , Türkiye ye yabancı sermaye gelmez, dolara talep düşmez .

3. Türkiye’de üretim ithal girdiye yüzde 30-40 oranında bağımlıdır. İhracat malı üretimi daha yüksek oranda bağımlıdır. Sermayenin bol olduğu dönemde , sıcak paranın girdiği dönemlerde Türkiye bu tuzağa yakalandı. Şimdi yabancı sermaye girişi olmayınca tökezledik. Kur artışı da çare olmadı. Çünkü güven ortamı olmadığı için ithal girdi yerine kimse içerde yatırım yapmıyor. Yapılması gereken, üç yıllık bir geçiş programı içinde yerli teşvikleri tamamıyla ithal girdileri içerde üretecek işletmelere tahsis etmektir. Hatta önce devlet bu yatırımları yapmalıdır. Sonra dengeye gelince bu yatırımları özel sektöre devredebilir.

4. Bu üç yıllık geçiş dönemi içinde , tedrici olarak dalgalı kur politikasını değiştirmeliyiz. Kontrollü kur uygulamalıyız. Merkez Bankası yasasını değiştirmeliyiz. Merkez bankası hem TL ve hem de kuru gözetmeli ve tam bağımsız olmalıdır.

5. Siyasi popülizm kaynak dağılımını ve gelir dağılımını bozdu. Bunun için ekonomi yönetimini üç yıllık geçiş dönemi içinde teknokratlara bırakmalıdır.  Meclisin bütçenin hazırlanmasında ve denetiminde meclisin ve Sayıştayın yetkileri artırılmalıdır.

6. Büteçeden yardımlara ayrılan fonlarla devlet  her şehirde o şehrin kaynaklarına uygun fabrikalar yapmalıdır. Yardım değil iş dağıtmalıyız.

7. Devletin konut politikası değişmeli , yalnızca sosyal konuta yönelmelidir. Yerine sanayileşme , teknoloji üretimi , AR-GE ‘yi geliştirme politikalarına odaklanmalıdır.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir