ŞEYH UÇMAZ MÜRİTLERİ UÇURUR

Sakal-ı Şerifi Kültür ve Turizm bakanı için havaalanına, İstanbul İl Kültür Müdürü getirtmiş… Bakan sonunda dayanamadı müdür için “Gereksiz yalakalık” dedi… Bu yalakalık sözü, aynı zamanda bir Bakanlığın nasıl idare edildiğini de göstermektedir.

Özel sektörde, bir yöneticiye böyle yapamazsınız, çünkü yönetici durumundaki insan, iş ister… Yalakalık istemez… Bunu bilenler de yalakalık yapamaz… Etrafında bu şekilde yalaka toplayanlar da sonunda batar.

Türkiye’de siyasi iktidarlar, bazı işadamlarını ve bürokratları yalaka yaptı…

Dikkat edersek, bazı işadamları  ve özellikle  bazı dernekler, siyasi iktidarın ne yaptığını görmeden yalakalığa başlıyorlar…  Hükümet ve Başbakanı avuçlarına almak istiyorlar… Ancak menfaat beklentileri  olduğu için tersi oluyor… Hükümet  onları avucuna alıyor.

Menfaat beklentisi , devlet eliyle zengin olmanın getirdiği bir alışkanlıktır... Eğer Bill Gate gibi, bir buluşun tekeline sahip olmazsanız, normal piyasa koşullarında kısa zamanda  zengin olmanız  mümkün değildir…  Kısa sürede Zengin olmanın iki yolu var… Ya kayıt dışı iş yapacaksın.. Veya devletten imtiyaz alacaksın…

Daha 10-15 yıl önce piyasa ekonomisine geçen Rusya‘da, eğer şimdi dünyanın sayılı zenginleri varsa, nedeni devletin verdiği imtiyazlardır.

Türkiye’de, İkinci Dünya savaşı sırasında, karaborsanın önemli bir zenginlik kaynağı olduğu ifade ediliyor…

1970‘li yıllardan sonra, Seka’dan kağıt tahsisi alanlar veya Karabük Demir-çelikten tahsis alanlar, bu tahsisleri birkaç kat fiyatına fabrika kapısında satıyorlardı… Devlet bu yolla önemli rantlar sağlamıştı… O yıllarda bu rantların, Milli gelirimizin dörtte birine ulaştığını hesaplardık .

Yine 1983’ten başlayıp, 2001 krizine ulaşan dönemde, banka imtiyazları dağıtıldı. Ve bu yolla bazı insanlar, halkın mevduatına el koydu…

Devlet eliyle zengin olmak, Osmanlıdan beri o kadar gelenek haline gelmiş ki, “Devletin malı deniz… Yemeyen domuz” diye de tekerleme yapılmış.

Gerçekte ise devletin malı yoktur… Devletin dağıttığı halkın malıdır… Yahut bu dağıtılanların maliyetini eninde sonunda toplum ödemektedir. Dağıtan siyasiler, tüyü bitmemiş yetim hakkını yemiş oluyorlar.

Ne var ki,  72 milyonun hakkını üç-beş yüz kişiye dağıtmanın dayanılmaz cazibesine kapılanlar, hangi siyasi parti gelirse gelsin, o partiye kapak atıyorlar… Kim başbakan olursa olsun, onu uçuruyorlar.

Çıkar lobileri o kadar ileri gidiyor ki, bazı siyasiler kendi kendine “Ben neymişim.. Demek ki ben kendimi iyi tanımamışım…” diyor… Ve uçuyorlar… 

Sonuçta, mevki makam elden gidince de, düştüklerini kabul etmiyorlar… Saçmalamaya başlıyorlar.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir