EĞİTİMDE DÜZENSİZLİK VAR

Dünkü Milliyette özel okullarda ders ücretinin 19.5 bin YTL ‘ye çıktığı haberi yer alıyordu.. Buna 1500 YTL ‘ lik KDV’ yi  ve   yılda 6 bin YTL dolayındaki  yemek –servis ve kitap parasını da katarsak , toplam 27 bin YTL’ tutuyor. 

 

Üniversitede 5 yıllık bir profesöre verilen maaş 2 bin 700 YTL ‘dir.  Ve bu profesörün yılda eline 32.4 bin YTL geçiyor. Yemese içmese bile çocuğunu özel okulda okutamaz.

 

Kaldı ki , özel dershane ücreti de var.. Şimdi , kolejlere ve Üniversiteye girmek , test tekniği ile mümkün oluyor. Bu teknik te dershanelerde veriliyor.

 

 

 

Diyeceksiniz ki , profesörde çocuğunu özel okula vermesin .. O zamanda ortaya daha kötü eğitim sorunu çıkıyor.. Çünkü , özel okullar daha yüksek ücret vererek  yetenekli öğretmenleri aldı. Kalan öğretmenlerin maaşları çok düşük.. Bunların çoğu aç kalmamak için birkaç işte çalışıyor.. Bazıları limon satıyor.. Bu nedenlerle resmi okullarda öğretmenler verimli olamıyor. Bir de AKP  iktidarında bu iş çığırından çıktı.. Zira AKP iktdarının İmam- hatip’ten başka bir eğitimi gözü görmüyor.   

 

Özet olarak , Cumhuriyet Türkiye’sinde devletin kabiliyetli olanlara verdiği imkanlarla profesör olmuş bir insanın çocuğu  kendinden daha kabiliyetli olsa bile bu günkü düzende aynı noktaya gelemez.

 

AKP iktidarı, eğitim ve sağlığı özel sektöre havale etti .. Etmeye de devam ediyor.  AKP ‘ nin bu yaklaşımında sanki devletin yalnızca imam- hatip eğitimi yapması isteniyor gibi bir sonuç çıkıyor.

 

 

EĞİTİMİ NEDEN DEVLET YAPMALIDIR…

Eğitim bir sosyal altyapı yatırımıdır… Fiziki altyapıdan daha önemlidir. Fabrika kurarsınız … Üniversite yaparsınız .. Ancak eğer vasıflı işgücünüz yoksa , yetişmiş öğretim üyeniz yoksa bu yatırımlar bir işe yaramaz.  Bu nedenle bütün altyapı hizmetleri gibi eğitimin de devlet tarafından yapılması gerekir.. Ayrıca,

 

1)Eğitim , ayakkabı , elbise gibi bir mal değildir.. Ayakkabı ve elbise yalnızca onları giyene özel fayda sağlar ..  Eğitimin ise hem kişinin kendisine faydası var.. Örneğin daha iyi iş.. daha yüksek gelir .. Hem de topluma faydası var.. Örneğin , verimlilik artar.. Toplumun kültür düzeyi artar.

 

Eğitimi özel sektör yaparsa, topluma olan faydasını dikkate almaz.. Kendi kazancına bakar.. Bu durumda öğrenci sayısını , hangi dallarda eğitim yapılacağını ve eğitim programını kişilerin talebine göre yapar. Oysaki devlet yaparsa , ülkenin ihtiyaçlarını  eğitimin topluma olan yararını da dikkate alır.

 

2) Bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde , kalkınmak için işgücü planlaması gereklidir. Bu da gelecekteki işgücü talebi dikkate alınarak yapılır.  Eğitimi özel sektöre bırakırsak , özel sektör kişilerin isteğini dikkate alır.. Sonunda eğitilmiş işgücü fazlası ortaya çıkar.. 1970 ‘li yıllarda Türkiye’nin mühendis açığı vardı… O zaman yüzlerce özel mühendis okulu açıldı.. Bu günde çok sayıda vakıf üniversitesi veya yüksek okulu   mühendis eğitimi yapıyor.Bu yüzden mühendis fazlası var.. Bu fazla eğitimde kaynakların israfı demektir.

 

EĞİTİMDE FIRSAT EŞİTLİĞİ

 

3) Toplumda  en yetenekli olanların seçilerek eğitilmesi , eğitimden daha çok verim alınması demektir. En yeteneklilerin seçilmesi için , eğitimde herkese aynı fırsat eşitliğini sağlamak yani eğitimin devlet tarafından  parasız olarak yapılması gerekir.

 

4) Eğitim toplumda dikey ve yatay mobilite ( hareketlilik ) sağlar.. Örneğin , çiftçinin oğlu  profesör olabilir.. Veya çiftçinin oğlu aynı köyde ziraat  teknisyeni olabilir. Bu yolla toplumda kastlaşma önlenir. Eğer eğitim paralı olursa , parası olan okur.. Sosyal mobilite sağlanmaz.

 

5 ) IMF politikaları  sonucu  ikili bir ekonomik yapı oluştu.. Lüks ve pahalı mallar daha kolay satılıyor.. Toplumun büyük çoğunluğu asgari ücret düzeyinde gelir sağlayabiliyor.. Söz konusu  bu çoğunluk  zar- zor geçiniyor.. Çok ucuz malları bile satın  alamıyor. Eğitimde de ikili  yapı oluştu.. Parası olan  daha iyi şartlarda ve daha kolay eğitim yapabiliyor. Parası olmayan zorlanıyor. Bu ikili yapıyı yıkmak için , eğitimin devlet tarafından yapılması gerekir.

 

EĞİTİMDE İSTİSMAR DÜZENİ VAR

 

Anayasamıza göre  kar amacı gütmeyen vakıflar Üniversite kurabilir..  Uygulamada Üniversite kurmak isteyenler sonradan   vakıf kuruyor.. Mevcut vakıf Üniversiteleri içinde , Işık Üniversitesi gibi yanlıca birkaç vakıf var ki , bunların işi önceden de  zaten eğitim idi.

 

Bu noktada vakıf Üniversitelerinde kar amacının ön palana çıktığı görülüyor. YÖK bu konuda daha hasas davranıyor.. Bu gibi kar amacı olan Üniversiteleri uyarıyor.

 

Kaldı ki , devlet bütçeden vakıf Üniversitelerine harcamasının yüzde 40’ına kadar yardım yapılabiliyor.. Toplumda bazı vakıf üniversitesi  kuranların , Üniversite inşaatlarını özel firmalarına yaptırdıkları ve bu yolla kendilerine kaynak aktardıkları söylentisi var.   Doğramacı da Bilkenti kurarken , devletten arsa tahisisi aldı. Bu arsanın bir kısmında villa yaptı sattı. Gelir vakfa kaldı.. Ancak vakfın yaptığı köşkte de kendisi oturuyor.

 

Diğer taraftan , bazı vakıf Üniversiteleri de ulusal çıkarlarımıza ve sosyal yapımıza uymayan radikal davranışlarda bulunuyor.

 

Bütün bu nedenlerle , eğitim sistemimiz yeniden ele alınıp , yeniden organize olmalıdır.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir