ENFLASYONDA İŞİN GERÇEĞİ

Önceki gün, Merkez Bankası enflasyon raporunu açıkladı ve yılın ilk çeyreğinde enflasyonun çift haneye çıkabileceğini, 2016 ve 2017 yıllarında, orta vadeli programlarda yer alan enflasyon hedeflerinin tutmayacağını açıkladı.

Enflasyon 2004 yılından beri yüzde 10’seviyesine yakın seyrediyor. Hükümet ve Merkez Bankası, her zaman bir bahane yaratıyor. Enflasyon suçlusu olarak, bir zamanlar petrol fiyatları vardı, şimdi gıda fiyatları ve kur artışı var.

Gerçekte ise bu bahanelerin yer almadığı çekirdek enflasyon daha yüksek çıkıyor. 2015 yılı TÜFE oranı 8.8 oldu. Çekirdek enflasyon ise yüzde 9.5 oldu.

 

 

Kur artışı maliyet artışı yaratır. Bu artışta bir defa olarak perakende fiyatlara yansır. Bu seviyede fiyatlar genel düzeyi sabit kalır. Eğer sürekli fiyat artışı oluyorsa, piyasada eksik rekabet var demektir. Zaten on iki yıldır Enflasyonun yüzde 10 dolayında seyretmesi, kronikleşmiş olduğunu gösteriyor. Yine Çekirdek enflasyonun daha yüksek çıkması, enflasyonun yapısal özellik kazandığını gösteriyor. Yapısal enflasyonda para politikası ile çözülmez.

Ne Hükümet, neden MB ve hatta enflasyonu tartışanlar, ekonomide kronikleşmiş yapısal sorunları tartışmıyor. Aslında enflasyonu çözmek istiyorsak, önce yapısal sorunları çözmeliyiz.

1)MB 2006 yılından beri enflasyon hedeflemesini tutturamadı.   Aslında enflasyon hedeflemesi yapması i şart değildi. Ancak enflasyon hedefini hiçbir zaman tutturamamış olması, MB olan güvenin azalmasına neden oluyor. Piyasada güven bunalımı yaratıyor ve tüketim – tasarruf, Tasarruf – yatırım dengesini bozuyor.

Merkez Bankası başkanları, hükümetin güdümünde çalışıyor. Yapılması gereken her şeyden önce MB’ nın bağımsızlığının teminat altına almaktır. Sonra ekonomide yapısal dengeler kuruluncaya kadar enflasyon hedeflemesini kaldırmaktır.

2)Piyasada oligopol yapılar oluştu. Oligopol piyasa spekülasyona imkân verir. Sözgelimi Antalya’da domates 50 kuruş, İstanbul’da markette 5 lira ise aynı şekilde üreticide fındık 9 lira markette 80 lira ise bunun nedeni piyasanın rekabete kapalı olması, yani piyasanın oligopol yapıda olmasıdır.

Aynı şekilde, piyasada kartelleşme var. Söz gelimi bütün bankalar kredi kartı faizlerini aynı oranda tutuyorsa, bu onların aralarında gizli anlaşma yaptıklarını, yani kartelleşme olduğunu gösteriyor. Oysaki kartelleşme Anayasaya aykırıdır.

Piyasada Oligopol yapılar ve kartelleşme varsa, fiyat spekülasyonu yapmak kolaydır.

Oligopol yapının kırılması, arz-talep dengesinin kurulması açısından önemlidir. Türkiye’de birçok sektörde piyasanın yüzde doksanı birkaç büyük firma tarafından kontrol ediliyor. Tüketiciler rekabetin getireceği avantajlardan yararlanamıyor. Bu şartlar altında çalışan firmalar maliyetleri olduğu gibi fiyatlarına yansıtabiliyorlar. Verimlilik artışına, Ar-Ge’ye, maliyet minimizasyonuna ihtiyaç duymuyorlar.

Oligopol piyasaların kırılması için, başta KOBİ’lere ciddi destekler vermek gerekir. Oligopol piyasaların olduğu sektörlerin halka açılmasını teşvik etmek gerekir. Yine bu sektörlerdeki yeni şirketlere ve yeni yatırımlara destek vermek gerekir. Kartelleşmeyi önleyici yasalar çıkarmak gerekir.

2) Devletin düzenleyici ve kontrol edici yapısı bozuldu. Bunun için devleti yeniden yapılandırmak gerekir.

Özelleştirmede Kamu yararı, ekonomik etkinlik, sosyal fayda ve sosyal maliyet gibi kriterler dikkate alınmıyor. Yalnızca bütçeye para sağlamak için yapılıyor.  

Özelleştirmenin temel gerekçesi, ekonomide kaynakları daha etkin kullanmak, verimliliği artırmak ve halkın refahını yükseltmek olmalıdır. Özelleştirmeden sonra kamu yararı olup olmadığına bakmak gerekir. Eğer özelleşen KİT’ler şimdi daha çok üretim yapıyorsa, halk daha ucuza ve daha kaliteli mal alıyorsa ve bu kuruluşlar şimdi daha çok işçi çalıştırıyorsa elbette özelleştirme doğru yapıldı diyeceğiz. Ne var ki bunların hiçbiri gerçekleşmedi. Üstelik verimlilik düştü ve bu da maliyetlerin artmasına neden oldu.

Söz gelimi, et fiyatlarında spekülasyon yapılıyor. Buna karşılık Hükümet ithalatla tehdit ediyor. Eğer et- balık kurumları özelleştirmek yerine daha da genişletilseydi, bu kurumlar üreticiden normal fiyata eti alıp, tüketiciye de normal fiyattan satarak, spekülasyon fiyat artışını önlemiş olacaktı.

Yine Kamu harcamalarında verimliliği artırmak gerekir. Bütçe açığının azalması elbette enflasyonla mücadelede önemlidir. Ancak kamu hizmetlerinin verimli yapılması da bir o kadar önemlidir.  

Bu nedenle ihale yasasındaki istisnaları kaldırmak gerekir.
Devlet doğal tekeller ve altyapı hizmetlerinden doğan fiyat stratejisine yeniden sahip olmalıdır. Bu yolla devletin kısmen fiyatları kontrol etmesi sağlanmalı ve yine devlet sosyal faydası olan mal ve hizmetleri maliyet altı fiyatla satılabilmelidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir