ENFLASYON – KUR ÇIKMAZI

Enflasyonla döviz kurları arasında birbirini kovalayan ve birbirini tetikleyen bir çıkmaz ilişkisi var.  

Merkez Bankası, 2003 baz yılına göre reel kur endekslerini hesaplıyor ve yayınlıyor. Bu endekste 100 denge kurunu, 100 altı Döviz kurunun daha değerli olduğunu 100 üstü de TL’nin daha değerli olduğunu gösteriyor. 

Merkez Bankası, dış ekonomik ilişkilerde olduğumuz 19 ülkeyi alarak bu hesaplamayı yapıyor. 

Prensip olarak kur dengesi için kur artışının iki ülke parası arasındaki enflasyon farkı kadar olmalıdır. Söz gelimi 2016 yılında ABD’de TÜFE oranı yüzde 1,7 oldu. Türkiye’de ise 8,53 oldu. 2015 Yılında Dolar-TL reel kur endeksinin 100 olduğunu varsayarsak, 2016 kabaca TL’nin 2016 yılında yüzde 6,83 oranında artması gerekirdi. 

 

 

Geçmişte TL dolar karşısında aşırı değer kazanmıştı. Şimdi tersine Dolar TL karşısında aşırı değer kazandı. 

Söz gelimi MB TÜFE bazlı reel kur endeksi 2008 Ocak ayında 127.52 idi.

Sepet ihmal edilirse, Dolar kuru da 1.1512 idi. Yani TL yüzde 27.52 oranında daha değerli idi. Dolar kurunun dengede olması için, bir doların 1.4680 olması gerekirdi.  

Yine 2010 yılının Ekim ayında, MB TÜFE olarak reel kur endeksi  125.36 idi. Dolar kuru ise 1.4077 idi. Kurun dengede olması için, doların 1.7647 olması gerekirdi. 

TL ‘nin o yıllarda aşırı değerli olması, Sıcak para girişinin fazla olması ve kur üstünde bir baskı oluşturmasından ileri geliyordu. MB ‘da bu durumu enflasyonu düşürmek için kullanmıştı. 

Geldik 2016 yılı sonuna… Aralık 2016 da TÜFE ‘ye göre reel kur endeksi 92.16 idi. Yani dolar TL karşısında kabaca yüzde 8 daha değerli idi.  Aralık ayında ortalama dolar kuru 3.5059 oldu… Dengede olması için, 3.2310 olması gerekirdi. 

Özetle Enflasyon nominal kuru etkiliyor. Kur artışı enflasyondan fazla olursa dolar değerli oluyor. Kur artışı enflasyonun altında olursa TL değer kazanıyor.  2016 yılında kurun artmasının bir nedeni de enflasyonun yüksek çıkmasıdır.  

Öte döviz kurlarının TL karşısında aşırı değer kazanması ithal anamal ve hammadde fiyatlarının artması demektir. 

İmalat sanayi üretiminde yüzde 50-70 arasında ithal ara mal ve hammadde olarak girdi kullanıyor. Bu durumda üretim maliyetleri artıyor. Talep olmasa da piyasada oligopol ve tekelci yapılar olduğu için üretici maliyetleri perakende fiyatlarına yansıyor. Kaldı ki yansıtmazsa varlığını sürdürmez. TÜFE oranı da yükseliyor. TÜFE oranı, ABD enflasyonundan yüksek çıktığı için kurlar yeniden artıyor.  

Özetle süreç Enflasyon – Kur kısır döngüsüne dönüşmüş oluyor.   

 Maalesef, düşük faiz talebi de, bu süreci destekliyor. Zira Türkiye de nominal faizlere değil, enflasyonun etkisinden arındırılmış reel faizlere bakmak gerekir. Aşağıdaki tablodan görüldüğü gibi 2016 yılında mevduat faizi yüzde birin altında kaldı. MB ağırlıklı fonlama maliyeti de eksi oldu. 

 

Bu şartlarda faizleri daha düşürürseniz, TL tutmak el yakar ve dövize talep artar. Yatırım finansman maliyetleri düşer ve fakat yatırım ortamı olmadığı için kimse yatırım yapmaz. Zaten teşviklere rağmen kimse yatırım yapmıyor.  

Sonuç, enflasyon ve kur artışı birbirini tetikliyor, MB yanlış faiz politikası da bu çıkmazın altyapısını oluşturuyor.  Bu politikaların çıkışı yoktur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir