EKONOMİK VE SOSYAL TEHDİTLER

Hükümet üyeleri ile bazı finansçılar; ‘’Dibi geçtik… Ekonomi Türbülansı atlattı…‘’ şeklinde konuşuyor.

 

Oysaki, resesyon devrelerinde önemli olan ekonomik ve sosyal yapının ne kadar tahrip olduğudur.  Hiçbir ekonomide eksi büyüme giderek artmaz. İki nedenle artmaz:

 

  • Ekonominin iç dinamikleri resesyonda kendiliğinden harekete geçiyor. Ekonomi yeniden büyümeye geçiyor. Ancak eğer bu iç dinamikler, uyumlu ve etkili programlarla desteklenirse, resesyondan çıkış hızlanıyor… Ayrıca resesyonun tahribatı daha düşük oluyor.

 

  • Bir önceki çeyrekte eksi büyüme olmuşsa, aritmetik olarak büyüme artı çıkabilir… Ancak önemli olan GSYH miktarıdır. Eğer yaratılan  GSYH kriz öncesi seviyesine çıkmamış ise kriz atlatılmamış demektir.

 

 

Türkiye de, hükümetin tutumu ve krizden kaynaklanan tehditler oluştu.

 

1) Bu tehditlerin başında ekonominin kötü yönetilmesi geliyor.

 

Türkiye de krizin yanlış değerlendirilmesi ve özellikle Başbakanın yanlış yorumlaması, resesyonu artırdı.

 

Aslında, Hükümetin ‘’Kürsel mali krize karşı politika tedbirleri‘’ diye açıkladığı önlemlere bakarsak, dişe gelir bir önlem olmadığını görürüz.

 

Bu önlemler içinde en önemlisi, Merkez Bankasının bankalara ucuz kaynak sağlamasıdır. Ancak bu kaynaklar talebe yansımıyor… Çünkü bankalar tüketici kredilerinden yüzde 30, banka kartı avanslarından yüzde 41 faiz alıyor. Merkez Bankasının yüzde 10 dolayında çeşitli yollarla bankalara kaynak sağlaması, yalnızca bankaların karını artırdı.

 

Otomotiv sektörüne vergi indirimi ise yalnızca ithalatı artırdı. Yerli üretim tersine düştü.

 

KOBİ’ lere cansuyu kredisi ise kağıt üstünde kaldı. Bu güne kadar kaç KOBİ’ ye ne kadar kredi verildi… KOBİ’ ler, kredi almak deveye hendek atlatmak kadar zor olduğu için kimseye yarar sağlamadığını söylüyorlar. 

 

2) Resesyonun en büyük tahribatlarından birisi de işsiz sayısının artmasıdır…

 

Toplam 6 milyon 300 bin işsize iş sağlamak uzun zaman alır. Ayrıca işsizlik fakirlik demektir.  Devam ettiği sürece, ekonomiyi canlandırmak için talep artışı yaratmak imkanı olmaz.

 

Daha da önemlisi uzun süre devam eden işsizlikler, sosyal patlama riski taşırlar.

 

3) Bankalarla reel sektörün arasındaki dengenin bozulması, bir diğer tehdittir.

 

2009 ilk çeyreğinde bankalar yüzde 10 büyürken, imalat sanayi yüzde 19 küçüldü. Büyüme olarak arada 29 puan fark olması, istikrarın tutmayacağını ve krizden çıkışın uzayacağını göstermektedir.

 

4) Özel sektörün 200 milyar dolara yükselen dış borçlarının ödenmesi de risk içermektedir.

 

Bu güne kadar Türkiye, ödemeler dengesi net hata ve noksanından gelen 13 milyar dolar ve Turizm geliri ile idare etti. Ancak sonbahara doğru eğer yeni döviz imkanı bulunmazsa, dış borçların ödenmesi döviz sıkıntısı yaratabilir.

 

Merkez bankası rezervleri var… Ancak MB’ nın yükümlülükleri de var. Net döviz pozisyon fazlası dışında MB’ nın imkanları da sınırlıdır.

 

5) Dolara bağlı dünya para sistemi de, tüm ülkeler ve Türkiye için risk oluşturmaktadır.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir