EKONOMİK KRİZLERDEN DERS ALMALIYIZ

Türkiye 1958’den bu güne birçok kriz yaşadı. Adeta krizkolik bir ülke oldu. Bu krizlerin temel nedeni, siyasi iktidarların günü birlik popülist politika uygulamış olmalarıdır. Türkiye bu cendereden kurtulamadı. Çünkü kriz yaratan başbakanlara kimse hesap sormadı.

1994 krizinin sebebi
1993 yılında başlayan kriz sinyallerini ekonomi yönetimi yanlış değerlendirdi ve kriz yönetiminde başarısız oldu.
1994 yılında cari açık büyüdü. Faiz oranlarını düşürmek için piyasaya likidite enjekte edildi. Likidite enflasyonu ve döviz talebini artırdı.
Siyasi otorite dövize olan talebi yüksek döviz rezervlerini satarak sınırlamanın mümkün olacağını hesaplayarak sorunu çözeceğini hesapladı. Hesap tutmadı. Çünkü bankaların döviz pozisyon açıkları vardı ve devalüasyon olacağını biliyordu. Satılan dövizleri artan fiyattan topladılar. Döviz arzı artmasına rağmen, kurlar düşmedi.

Diğer yandan, ekonomi yönetimi artan likiditenin borsaya gideceğini düşünüyorlardı. Ne var ki IMKB o dönem için 52 milyon dolar gibi dar bir işlem hacmine sahipti ve piyasada dolaşan spekülatif sermayeyi massetme kapasitesine sahip olmaktan çok uzaktı.
Sonuç olarak Ocak 1994’te döviz kuru bir dolar 19.000 TL Merkez Bankası rezervleri 7 milyar dolar iken, Nisan 1994’te döviz kuru 38.000 TL’a çıkarken, bu rezervler 3 milyar dolara düştü. İşsizlik arttı. Enflasyon üç haneye yükseldi. 1994 krizi oldu. Hükümet 5 Nisan kararlarını aldı. Döviz talebini düşürmek için kriz öncesi düşürmek istediği faiz yerine bu defa yüzde 400 faizle borçlanma kağıdı satmak zorunda kaldı.

2001 krizinin sorumlusu IMF
Türkiye 1999 yılı sonunda IMF ile stand- by düzenlemesi imzaladı. IMF sabit kur sistemi önerdi. Türkiye ‘evet’ dedi. 2000 yılında TÜFE yüzde 40 oldu. Kurlar ilan edildiği şekilde yüzde 20 artırıldı. Bir yıl içinde bu yolla TL aşırı değer kazanmış oldu.
2000 yılı Kasım ayında likidite sıkıntısı yaşandı. Ancak MB stand- by ekindeki IMF’ye verdiği performans göstergeleri gereği likiditeyi artırmadı.
Aşırı değerlenmiş TL ve bu nedenle cari açığın artması devalüasyon beklentisi yarattı. TL’den kaçış yaşandı.
Ben kriz öncesi “ Kriz olacak. Döviz kurları, haziranı beklemeden ocak ayında yüzde 20 artırılsın. Bu iş yasaya bağlansın. Vadeli işlemlere de uygulansın” diye o zaman Gözcü Gazetesi’ndeki köşemde çok yazdım . Dinleyen olmadı. Banka televizyonları genç akademisyenleri yayına çıkararak, bizim gibi düşünenleri devalüsyon lobisi olarak ilan ettiler.
22 Şubat 2001 tarihinde, döviz kuru çıpası yürürlükten kaldırıdı.
16 Şubatta 27.9 milyar dolar olan döviz rezervleri, 19 Şubatta 22.6 milyar dolara indi. 2001 krizi, IMF’nin likidite ve kur politikası sonucu oldu. O kadar çelişkili oldu ki, kriz sonrası IMF önce uygulamamızı istediği sabit kur rejiminin tam tersini, dalgalı kur politikası önerdi. Türkiye’nin eli mahkumdu. Uyguladı. Dalgalı kura geçiş kararından sonra dolar 688 bin TL den 962 bin TL’ye yükseldi. . Artan döviz talebi yüksek faiz silahıyla durdurulmak istenince gecelik interbank faiz oranları en yüksek yüzde 50’den, yüzde 6200’e çıktı. Türkiye dışında, 1994 yılında Meksika’da, 1997 yılında Tayland- Güney Doğu Asya’da, 1998 yılında da Rusya’da ekonomik kriz oldu. Bu krizlerde kur- döviz-sıcak para ve borç ödeme sorunları nedeniyle ortaya çıktı.

Başkasına neden muhtacız?
İster gelişmiş, ister gelişmekte olan ülke olsun, tüm ülkeler için her zaman aynı ekonomik reçete geçerli olmaz. Ekonomik politikalar ülkeden ülkeye farklı etki yapar. Çünkü, her ülkenin sosyal ve siyasi yapısı, halkın anlayışı ve tepkileri farklıdır.
Aynı ülke de, farklı zamanlarda da, yine aynı reçeteler geçerli olmaz. Bu nedenlerle, en doğrusu her ülkenin iktisadi kalkınma ve gelişme programlarını , kendi iktisatçılarıyla yapmasıdır.
Başkalarına muhtaç kalmamızın tek nedeni ise siyasilerin ABD gibi ülkeleri kendi siyasi gelecekleri için dayanak yapma isteğidir.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir