EKONOMİDE YÜKSEK RİSK ( II )

Dün bu köşede, finansal sektörde likidite de sorunları ve belirsizliklerin artması, varlık fiyatlarında yeniden oluşan balon nedeniyle dünya ekonomisinin risk altında olduğunu yazmıştım.

IMF ve bazı uluslararası kuruluşlar ve yabancı basın, bu tablo içinde TUİK ekonomisinin en kırılgan ekonomi olduğunu belirtiyor. Bu yüksek riskin cari işlemler açığı, kısa vadeli dış borç ve hızlı kredi büyümesi gibi faktörler nedeniyle ortaya çıktığı öne sürülüyor.

FED’ in likiditeyi kısması halinde bu kırılganlık daha çok artacaktır. Cari açığın kendisi zaten risk yaratıyor… Yetmedi cari açığın finansman şekli de bu riski artırıyor.  Cari açık Türkiye’ yi sıcak paraya bağımlı kıldı. Türkiye’nin dış borcu ödeme kapasitesi’ nin üstüne çıktı. Sıcak para dediğimiz kısa vadeli sermaye bir nevi kısa vadeli borçtur. Üstelik ne zaman çıkacağı belli olmayan bir borçtur. Sıcak para girişi ve çıkışı borsayı da etkiliyor. Borsa’ da faiz karmaşası ve sıcak para hareketleri nedeni ile hızla inip çıkıyor. Bu anlamda BİST,  dünyada en hızlı inip çıkan borsalar arasındadır.

 

 

 

 

TÜRKİYE’ NİN CARİ AÇIK VE DIŞ BORCU ( MİLYAR DOLAR)

                                                                                      2012                             2013  

Doğrudan yatırım sermayesi girişi                       9.5                        7.7

Cari açık ( yıllık)                                                            48.9                    60.7

Dış Borç stoku                                                             339.0                  367.3

 İşsizlik Oranı ( yüzde )                                        8.4                        9.3

 

 

 1) Türkiye’nin gerek sıcak para olarak, gerekse doğrudan yabancı yatırım sermayesi olarak, yabancı sermaye çekmesi, küreselleşme sürecine ve global dünya ekonomisi hedefine uygundur. Bunun içindir ki övgülerde alıyor. Dünya Bankası Başkanı, Jim Yong Kim bu nedenle  ‘’Türk ekonomisi gelişmekte olan ülkeler için değerli dersler sunuyor’’ şeklinde konuşuyor.

Ne var ki giren yabancı sermaye, ya spekülatif amaçlı, yada mevcut ve karlı işletmelerin satın alınması şeklinde veya gayrimenkul alımı için giriyor. Yukarıdaki tabloda bu tür doğrudan yatırım sermayesinde bile geçen yıla göre azalma var.

FED’ nin varlık alımlarını azaltması ve likiditeyi daraltması, yabancı sermaye girişini de etkiler. Bu şartlarda kur artışı ve döviz sorununun gündeme gelmesi olasıdır. Onun içindir ki, uluslararası Finans Enstitüsü (IIF) yabancı finans kaynaklarına olan bağımlılıklarından dolayı Türkiye, Polonya, Romanya ve Fas’ ı en kırılgan gelişmekte olan ülkeler olarak sıraladı.

2) 2013 Büyüme oranı, gelişmekte olan ülkelerde ortalama yüzde 4,5 Türkiye’ de ise yüzde 3,5 bekleniyor. Düşük Büyüme oranlarına rağmen, 2013 yılında cari açık geçen yıla göre yüzde 24 oranında artarak, 60,7 milyara çıkıyor.

Düşük büyüme oranına rağmen cari açığın artması üretimin tamamıyla ithalata bağımlı bir yapı kazandığını gösteriyor.

Bu şartlarda, dış faktörler ve kur hareketlerinden en fazla etkilenecek olan ekonomi, bizim ekonomi olacaktır. Yani kırılganlık riski yüksektir.

3) Türkiye’ nin dış borçları bir yıl içinde yüzde 8,3 oranında arttı. Dış borç artışı büyüme oranının üstünde oldu. Dış borçlar net kaynak girişine ve çıkışına neden olduğu ve ayrıca dövizle ödendiği için, Kamu veya özel dış borç olması fark etmiyor.

 Bu şartlarda:

·         Düşük büyüme oranı ile dış borçların ödenmesi zora girecek

·         Türkiye döviz yaratamıyor, tersine cari açık veriyor. Bu açığı sürekli dış borç alarak finanse edemez. Zira dünyada likiditenin azalması ve faizlerin artması, dış borçlanmayı zaten sınırlayan faktörler olacaktır. Türkiye’ nin net dış borç ödeyen ülke olması halinde ülkeden kaynak çıkışı olacak ve fakirleşme başlayacaktır.

·         Sıcak para ve spekülatif sermaye lobileri dışındaki Dünya Türkiye için işte bu riskleri belirtiyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir