EKONOMİDE ULUSAL ANLAYIŞ

ABD Başkanı Donald Trump Suudi Arabistana gitti ve iki ülke arasında 280 milyar dolarlık iş birliği  anlaşması imzalandı.  Bu anlaşmanın 100 milyar dolarlık kısmıyla Suudiler ABD’ den silah alacak.

Krizin ardından Katar ‘da ABD’den 12 milyar dolarlık F 15 savaş uçağı almak için anlaşma imzaladı.

 

Bu anlaşmalar ABD’nin ulusal çıkarlarına uygundur. 

 

Çağımızda, sömürü savaşlarla işgallerle değil, dış ticaret yoluyla yapılıyor. Ya ABD’ nin yaptığı gibi ‘’ben seni koruyorum… Karşılığını ver ‘’ şeklinde yapılıyor… Ya da cari fazla elde ederek sağlanıyor. Bu anlamda cari fazla verenler kazanıyor, cari açık verenler kaybediyor. Cari açık verenden, cari fazla verene kaynak transfer ediliyor. Yani cari açık veren ülkeler sömürülmüş oluyor.

 

Ulusalcılık ekonomik anlamda bir ülkenin ulusal çıkarlarını savunur. Siyasi anlamda ise en iyi örnek Atatürk milliyetçiliğidir.

Dünyada neden bazı cari açık vererek kaynak kaybediyor?

Küreselleşmeden prensip olarak tüm insanlığın fayda göreceği öne sürülüyordu… Teorik olarak ta bu sav doğru idi. Gel gör ki küreselleşme dünyada ekonomileri aşırı kırılgan yaptı… Dünyada zengin – fakir farkı açıldı.

Küreselleşmenin başarılı olması için iki temel altyapı olmalıydı… Birisi, gümrüklerin, kotaların olmadığı, sermaye gibi mal ve emeğin de serbest dolaşabileceği bir dünya… İkincisi ise, döviz kurlarında ve teşviklerle rekabetin bozulmayacağı bir piyasa…

Gerçekte ise küreselleşme köpek balığı gibi her tarafa saldıran spekülatif fonların dünyası oldu. Sonuç hüsran oldu.

Aslında, iktisatta Ricardo’nun çok bilinen mukayeseli (Karşılaştırmalı) üstünlükler teorisi bile, ticaret yapan iki ülkenin, ikisinin de kârlı çıkabileceği bir ilişkiyi açıklamaktadır.

Bugünkü şekliyle, küreselleşme, rasyonel ve “Milli İktisat Politikaları” uygulamayan gelişmekte olan ülkelerin kan kaybına neden olmaktadır.

Örneğin biz, kur politikası nedeniyle, 2001 krizinden sonra bu güne kadar 530 milyar dolardan fazla cari açık (Döviz gelir ve giderlerimiz arasında aleyhte fark) verdik.

Bu durumda, küreselleşmeyi engellemek elimizde olmadığına göre, küreselleşme sürecinden nasıl kârlı çıkacağımızı düşünmemiz gerekirdi.  

Türkiye’de ulusal kelimesinden korkanlar var… Ekonomide ulusal kelimesi, diğer ülkeler ve toplumlar karşısında, kendi ülkemizin ve halkımızın çıkarlarını korumaktır… Sanayileşmiş ülkelerin tamamı bunu yapıyor… Örneğin, özelleştirmelerde veya uluslararası ihalelerde, başkanlar, başbakanlar devreye giriyor.

Türkiye kur politikasında, özelleştirmelerde ve üretimde milli olmayan politikalar uygulamaktadır…

Söz gelimi yabancı sermaye yatırımları Türkiye de zaten var olan ve kar eden şirketlerin ve aynı zamanda özelleştirme de kamu kuruluşların ın yabancıya satılması şeklinde olmuştur.  Sıfırdan fiziki yatırım yapılmadığı içinde hiç istihdam yaratılmamış ve tersine işsizlik artmıştır. Buna karşılık gelen yabancı sermaye, Telekom örneğinde olduğu gibi, yatırım sermayesinden daha fazla kâr transferi yapmıştır.

Ulusal politika, Türkiye’ye uzun dönemli ve yeni yatırım yapacak, yeni teknoloji getirecek… İstihdam yaratacak yabancı sermayeli yatırımları desteklemek, buna karşılık hazır ve kârlı yatırımları ile devlet tekellerini alan, spekülatif kâr peşinde koşan yabancı sermayeyi sınırlamaktır.

Bugünkü sistemden sanayici de, köylüde zarar görüyor. Bunun içindir ki sanayici de yeni bir anlayış istiyor.

Ulusal politika 530 milyar doları cari açık yoluyla başka ülkelere kaptırmak yerine, içeride tarıma ucuz girdi vermek, içeride üretilen ete sübvansiyon vermek, gübre ve mazota destek vermek, iş yaratmak için içerde yatırımlar için kullanılabilirdi.

Geçmişte, kapitülasyonlar belirli ülkeler için verilmişti… Bu günkü kur politikası ile bu hak ekonomik ilişkimiz olan tüm ülkelere verilmiştir…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.