EKONOMİ NEDEN TIKANDI?

1980 ‘li yıllarda Medyanın baş aktörü rahmetli Banker Kastelli idi. Herkes parasını yüksek faiz veren, Kastelli’ye yatırırdı.  Yeni aldığı bir nevi mevduatla eskilerin faizini öderdi. Bu saadet zincirinin devam etmeyeceğini kestirmezdi. Bunun içindir ki o zaman Fenerbahçe’ye başkan adayı oldu ve 250 milyon lira para yardımı yapacağını açıkladı. Yardımsever de bir insandı. Birçok kamu kurumuna ve Üniversiteye de destek sağladı.

Bakkal düzeniyle çalıştığı için, yürüttüğü bu saadet zincirinin ve bu yolla elde ettiği refahın bir gün biteceğini hesap edemedi. 1982 yılında banker krizi oldu. Rahmetli Özal’da bu yüzden başbakan yardımcılığından istifa etti.

 

 

Bu gün Dünyanın içinde bulunduğu refah, tamamıyla finans balonuna dayanıyor. Özellikle Türkiye de bu balon daha açık görünüyor. ABD’ ve Avrupa’da finansal krizlerde para basması dünyada para bolluğunu daha da artırdı. Türkiye de, sıcak para ve spekülatif sermaye ile dış borçlanma yoluyla bir suni refah yaşadı. Dış borçlanma ve cari açığın refah üzerindeki etkileri, uzun yıllar sonra ortaya çıkar. Bu nedenlerle Türkiye halen Kastelli’nin yaşadığı refahı yaşıyor.

Geçen yıl ekonomide  yaşanan durgunluk  ve bu sene 2013 birinci çeyreğinde Gayri safi Yurt içi hasılanın yüzde 3 gibi düşük çıkması , bu saadet zincirinin de bitmekte olduğunu gösteriyor.

1)    2012 yılı yüzde 2.4  ve 2013 yılı  ilk çeyreğinde yüzde 3 büyüme  ile Türkiye  toplam  340 milyar dolar dış borçlarını çeviremez. Kaldı ki yüzde 3 büyüme  Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’da meydana gelen reel artıştır. Global büyüme oranıdır. Refah seviyesini fert başına GSYH ‘da büyüme gösterir. Nüfus artış oranı yüzde 1.2 olduğuna göre , ‘’fert başına GSYH ‘  da büyüme 1.77 oldu’’ demektir. Bu oranda bir büyüme  ise durgunluk demektir.

 

Aslında , 2002 ile 2012 arasında , Türkiye istikrarlı bir büyüme yaşamadı. Zig-zag’lı bir büyüme yaşadık. Türkiye İstatistik Enstitüsü (TÜİK ) ‘e göre , 2002 yılında fert başına düşen milli gelir 1998 fiyatları yani sabit fiyatlarla  1099 lira iken 2012 yılında 1573 liraya yükseldi. Bu demektir ki , on yılda  fert başına büyüme ortalama yüzde 4.3 olmuştur. Bu ortalama Dünya gelişmekte olan ülkeler ortalamasının altındadır. Çünkü aynı yıllar itibariyle , dünya gelişmekte olan ülkelerde  büyüme ortalaması yüzde 5.5 dolayındadır.

 

2)    Ekonomide üretkenlik düştü… TL’nin değerli olması nedeniyle  ithal aramalı ve hammadde ithalatı daha cazip oldu. İplik üretimi , deri üretimi gibi aramalı üretimi  azaldı. Pamuk ekimi gibi hammadde üretimi düştü. Üretim ithalata bağımlı oldu. İhraç  mallarımızın  üretiminde  ithal aramalı ve hammaddenin payı yüzde 80’lere çıktı. Bunun içindir ki Türkiye de eksi büyüme de olsa , cari açık devam  eder. Sıfırlanması için üretimin durması gerekir.

 

Türkiye de son on yılda iç tasarrufların GSYH’ ya oranı , yüzde 20’lerden yüzde 13’lere geriledi. Tasarruf eksiğini dış kaynakla kapattık. Bu da cari açığa neden oldu.

 

Madalyonun diğer tarafı ,  reel sektörde yatırımların azalmasıdır. Mamafih , 2013 yılı birinci çeyrekte özel sektör yatırımları da yüzde 9.1 oranında geriledi. Yatırımlarda gerileme , üretkenliğin  düşmesini hızlandırıyor.

 

Üretkenliğin olmadığı ve ithalata bağlı bir büyümenin olduğu bir  ekonomide  kalıcı istikrar nasıl sağlanabilir ?

 

3)    Merkez bankası Başkanı bir ayda 8 milyar dolar çıktığını açıkladı. Bu sene Turizm gelirleri de yaşanan inatlaşma nedeniyle  düşük kalacaktır. Yabancıya satılan karlı işletmelerle , bankaların karı da dışarıya gidiyor. Bu şartlarda Türkiye’nin hem cari işlemler açığı kanayan bir yaraya dönüşüyor , hem de finansmanı zorlaşıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir