Düşük Ücret Verimliliği de Düşürdü

Avrupa Birliği tarafından desteklenen ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP ) tarafından  uygulanan , Türkiye de toplam faktör verimliliği araştırmasına göre , 2012-2017 yılları arasında Türkiye ortalama yüzde 5.8 oranında büyüdü. Bu büyümeye Toplam Faktör Verimliliği 0.8 puan katkısı oldu. Bu sonuç Türkiye de  toplam faktör  verimliliğinin düşük olduğunu gösteriyor.

Türkiye’nin uzun vadede büyümenin sürdürülmesi ve kalkınması için faktör verimliliğinin artırılması gerekir.

Verimlilik  kısaca daha az girdi ile daha çok ürün elde etmektir.  Üretimde kullanılan sermaye , İşgücü , Enerji , Malzeme  ve hizmetler olarak girdi ile çıktı arasındaki  ilişki toplam faktör verimliliğini gösterir. Ekonomide yüksek büyümeye  , yatırımlarda  ve istihdamda artış yanında , toplam faktör verimliliğindeki  artış ta etkili oluyor.

Toplam faktör verimliliği içinde işgücü verimliliği , üretim teknolojisine göre değişir. Hangi ekonomi olursa olsun , büyüme ve gelişmesi , verimliliğin daha düşük olduğu tarım sektöründen verimliliğin daha yüksek olduğu sanayi sektörüne geçişi ile mümkün olmuştur .

Tarımda işgücünün marjinal verimliliği sıfırdır. Sanayide yüksektir. Bu yaklaşımı Dünya yaşıyor … Ancak aynı zamanda da tarım ve sanayii ikili ekonomik yapı olarak gören ve kalkınmayı tarımdan sanayi işgücü transferinin önemine bağlayan Arthur Levis , 1979 yılında bu görüşü ile Nobel ödülü almıştır.

Çin’de son 20 yılda yaşanan yüksek büyümede , köyden sanayie gelen işgücünün payı önemlidir. Türkiye’de sanayileşme ile kentleşme birlikte yürümüştür. Ne var ki bu gün , yeni yatırımlar olmadığı için köyden kente gelenler, şehrin  mahallelerinde işsizler ordusuna katılmaktadırlar.

Emeğin verimliliğini eğitim düzeyi ve  ücretler etkiler. Örgütlü eğitim veya iş yerinde eğitim çalışma kalitesini ve verimini artırır. Öte yandan geçim derdi olanların verimi de düşer.  Bu satırların yazıldığı saatlerde asgari ücret açıklanmamıştı  ve fakat Türkiş’in istediği düzeltme bile ücretlilerde verimlilik artışı yaratacak düzeyde değildir.

Dahası asgari ücreti Hükümetin veya işverenin  bir jest olarak kullanmasını , her yıl tartışma alanı olmasını  da önlemek gerekir. Bunun için asgari ücret düzeltmesi , objektif kriterlere bağlanmalıdır.

1.Önce işçilerin komisyonda temsil edilmesini sağlayacak bir düzenleme yapmak gerekir.

2018 yılı verilerine göre  Türkiye de  toplam işçi sayısı 14,1 milyondur . Bunların  yalnızca 1,8 milyonu sendikalı işçidir. Bu şartlarda  Konfederasyonlar da  işçilerin yalnızca yüzde 12’8 ini  temsil edebiliyorlar .  Komisyona katılan Türk-iş ise toplam işçilerin yüzde 6.79 unu temsil ediyor. Yani masaya işçi adına , işçilerin yüzde 6.79’unu temsil eden bir sendika oturuyor.

Yine masada oturan Hükümette aynı zamanda işverendir. Önce masada işçilerin doğru temsil edilmesi sağlanmalıdır.

2. Asgari ücret artışını pazarlıktan çıkarıp otomatiğe bağlamak gerekir. Enflasyon reel ücretlerin düşmesine neden olur. Reel ücretlerin enflasyona göre düzeltilmesi gerekir. Hükümet sanki cebinden veriyor. Ücretlere – maaşlara zam yaptık diyor. Zam reel ücretlerde artıştır. Diyelim ki 3000 lira ücret yüzde 10 enflasyona göre düzeltildi ve 3 300 lira oldu.  Eğer yapılan artış , yüzde ondan fazla ise , örnekte 3400 lira olmuşsa , 100 lira için zam denilebilir .

Asgari ücretlerde düzletme , çalışanın harcama sepetine daha uygun olan ‘’ geçinme endeksleri ‘’ ile yapılmalıdır. Artı  göreceli gelir düzeltmesi için de büyüme kadar pay ilave edilmelidir.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir