DÜNYADA DA DEMOKRASİ KAZANACAK

Dünyada insanlık refahını olumsuz yönde etkileyecek iki temel sorun oluştu: Birisi, ekonomik olarak küresel sürecin iniş süreci, diğeri de demokrasiyi kesintiye uğratacak gerçek sonrası (Post Truth) denilen eğilim sürecinin başlaması. Demokrasinin olmadığı bir toplumda ekonomik kalkınma da sürdürülemez. Toplumsal refah düşer.

İnsan hakları ve demokrasinin getirdiği nimetlere rağmen neden bazı ülkelerde tersine bir eğilim ortaya çıkıyor?

İnsanlığın doğasında demokrasi mi yoksa bir kişiye veya bir inanca biat etmek mi var? Eğer insanın doğasında demokrasi ve özgürlük yoksa neden insanlık, tarihi boyunca insan hakları ve demokratik özgürlükler için mücadele vermiştir? Neden ağır bedeller ödemiştir?

 

 

 

Thomas Jefferson (13 Nisan 1743-4 Temmuz 1826), Amerika Birleşik Devletleri üçüncü başkanıdır. Çok sayıda Zenci kölesi olduğu bilinir. Ancak kendisi Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi’nin asıl yazarıdır. Bu bildirgede insan hakları da ağırlıklı olarak yer almaktadır.

Jefferson, “Bütün insanlar eşit yaratılmışlardır, onları yaratan Tanrı kendilerine vazgeçilemez bazı haklar vermiştir, bu haklar arasında yaşama, özgürlük ve refahını arama hakları yer alır…” diyor ve bu düşüncesini ”Bize can veren Tanrı, özgürlüğümüzü de verdi” cümlesi ile veciz bir şekilde açıklıyor.

Avrupa’da insan hakları ve özgürlükler savaşı, bin yıllar sürdü… İngiltere’de Londra halkının da desteği ile baronlar ayaklandı ve 1215 yılında Krala Magna Carta’yı (Büyük Özgürlükler Sözleşmesi) imzalattılar. Bu yolla baronlar yanında bir kısım uyruklar için de özgürlük verildi. Bu mücadele orada kalmadı, İngiliz halkının özgürlük mücadelesi, 474 yıl sürdü. 1689’da ”İngiliz İnsan Hakları Bildirgesi” yayınlandı. İngiltere’de insan bedeninin başkasına ait değil, insanın kendisine ait olduğu tescil edilmiş oldu.

Almanya’da da Alman köylüler, 1525 yılında ”Köylülerin 12 maddesi’‘ adını taşıyan dilekçe ile asillerden, gasp edilmiş haklarının önemli bir kısmını aldılar.

İnsanlık tarihi, özgürlük ve demokrasi için mücadele verirken, büyük bedeller ödemiştir. 

1789 Fransız devriminin toplumsal maliyeti yüksek olmuştur ve fakat demokrasinin yolunu açmakta faydası büyük olmuştur. Devrim sonrası iktidar, halkın seçeceği bir parlamento ile Kral arasında paylaştırıldı. Ne var ki daha sonra Napolyon ile otokrasiye geçildi.

İngiltere’nin dominyonları Kanada, Yeni Zelanda, Avustralya, Güney Afrika Birliği, İrlanda bugün demokratik ülkelerdir. İspanya, Portekiz’in koloniler kurarak sömürdüğü Güney Amerika ülkeleri de artık bağımsız ülkelerdir. 19. yüzyıl ve sonrasında, Afrika kıtası, Etiyopya ve Liberya dışında, Avrupalı emperyalist ülkelerin sömürü alanı olmuştu. Bugün Afrika ülkelerinin çoğu, Orta Doğu ülkelerinden daha demokratik ülke statüsündedir.

20. yüzyılın ilk yarısına damgasını vuran Birinci ve İkinci Dünya Savaşları ve 1930 büyük buhranı demokrasinin de gerilediği yıllardır.

Sovyetlere dahil ülkelerde Komünist Parti diktası nedeniyle, 70 yıl boyunca demokrasi askıya alınmıştır. 1990 sonrası ise Rusya ve Bağımsız Ülkeler Topluluğu’ndaki halkların eksik demokrasi kültürü, bu ülkelerin bugün insan hakları ve demokratik özgürlükler açısından özgür olmayan bir statüye girmesine neden olmuştur. Elbette bu süreci yaratan Putin, halkın demokrasi konusundaki eksiklerini ve millî duygularını istismar edebilmiştir.

 Ne yazık ki Batı demokrasisi ve Birleşmiş Milletler Putin’in Ukrayna toprakları içinde yer alan Kırım yarımadasını işgal etmesine ve ilhak etmesine engel olamamıştır.

Aslında demokrasi bilinci olmayan Rus halkı ve Bağımsız Ülkeler Topluluğu halkları gibi toplumlar, dini veya milliyetçi duyguları istismar eden kötü niyetli bir veya bir kaç politikacı tarafından kolayca istismar edilebilmektedir.

20. yüzyılın ilk yarısında, Almanya, İtalya ve İspanya’da faşizm, bu ülkelerde demokrasinin ertelenmesine ve önemli ölçüde insanî zayiata, insanlık dışı uygulamalara damga vurmuştur.

Bugün küreselleşme ekonomik sorunlar getirdi ama aynı zamanda   iletişim ve haberleşme ve sosyal medyanın gelişmesine, toplumların çevre ile etkileşime girmesine, insanlığın gelişmiş -refah- toplumlarında olan insan hakları ve demokratik özgürlükleri öğrendi. Bunun içindir ki küreselleşme sürecinde aynı zamanda toplumların demokrasi ve refah talebi arttı… Bunun içindir ki sonunda dünyada yine demokrasi kazanacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir