DÜYUN-U UMUMİYE VE KAPİTÜLASYONLARIN BUGÜNKÜ YÜZÜ

Düyun-u umumiye, Osmanlı devletinin 1854 yılından itibaren biriken dış borçlarının geri almak için kurulan örgütün adıdır. Bu örgüt İngiliz, Hollandalı. Fransız, Alman ve İtalyan üyelerden oluşturuldu. Borçlara karşılık olarak, tuz resmi, damga resmi, ispirtolu içkiler resmi ile tütün aşarı gibi vergileri tamamıyla söz konusu yabancılar tahsil ediyordu.

Yabancıların bir ülkenin vergi gelirine el koyması, ülke bağımsızlığına vurulan en büyük darbedir.

Günümüzde IMF vergi dahil iç işlerimize Düyun-u Umumiye idaresinden daha fazla karışmaktadır. Örneğin SSK primleri affı için IMF onay vermeyince, bu işi iptal ettik.

IMF’nin yaptığı  veya bizdeki hükümet IMF ilişkileri, IMF’nin fonksiyonlarını aşan bir uygulamaya dönüşmüştür. O kadar ki, yolsuzluğun önlenmesinde Dünya Bankası temsilcisinin bulunmasından tutun, Meclisin Cumartesi günü  çalışmasına kadar varan, Türkiye ve hatta IMF tarihinde görülmemiş bir müdahale söz konusudur.

 

Öte yandan Kapitülasyonlarla da, Osmanlı topraklarında tek taraflı olarak Fransızlar’a ekonomik ve siyasi imtiyazlar tanınmıştır. Ne var ki Fransa hakları Osmanlı vatandaşlarına tanınmıyordu.

Kapitülasyonlar yalnızca gümrüksüz ve serbest ticaret kabotaj hakkı değildir. Aynı zamanda Osmanlı topraklarındaki   Fransızlara Osmanlı mahkemeleri ve polisi karışamıyordu.

Fransa Konsoloslukları, devlet içinde ayrı bir devlet gibi çalışıyordu.

Günümüzde cari açık, kapitülasyonların ekonomik yansımasıdır. Zira döviz kurlarını düşük tutulup,ülkenin cari açık vermesine, Türkiye’nin dış  ilişkilerinde tek taraflı kan kaybıdır. Kapitülasyonlarda tek ülke olan Fransa’nın yerine şimdi sanayileşmiş ülkeler almıştır. Bu gün ki ekonomik kaybımız,o günden çoktur. Zira 2000 yılından bugüne verdiğimiz dış açık 45 milyar dolardır.

Bu süreci de IMF başlattı. Ancak IMF de Türkiye’ye zorla gelmedi. IMF’yi getirenler ve bu düzeni planlayanlar bugün de yeni peşkeşler peşindedir.

Bazı entelektüeller Türkiye’nin AB’ye girişini “Türkiye’nin yalvarması”, “taviz vermesi” şekline sokmak istiyorlar…

Türkiye’de halkın yüzde 70’i AB’yi istiyor. Ancak Fransa ve Hollanda’da görüldüğü gibi Avrupa Halkı Türkiye’yi istemiyor.

Türkiye’nin yapması gereken daha kişilikli politika uygulayıp, taviz vermeden, kişilik erozyonu yaşamadan AB’ye girmektir. Bunun için gerekirse Lozan’da olduğu gibi masayı da terk etmekte bir politikadır. Ve ülkenin kişiliği ve gelecekteki çıkarlarımız için bu gibi tepkiler kaçınılmazdır.

Böyle düşünenleri hor görenler ve hatta suçlayanlar kendi solarını görmek için, Düyun-u Umumiye’yi getirenlerin sonlarına bakmaları gerekir.

Globalleşme veya AB’ye girmek millet özelliğini kaybetmek veya başkalarına taşeron olmak demek değildir.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir