Devleti de Kendimize Benzettik

Marks, devleti “sınıf mücadelesinin bir ürünü olan siyasal yapı” olarak tarif etmiştir. İşlevinin de “sınıflar arası çatışmaları egemen sınıflar lehine çözmek” olduğunu belirtmiştir. Devleti oluşturan tarihsel koşullar ortadan kalktığında devletin de ortadan kalkacağına inanmıştır.

18. ve 19. asırda, demokrasinin yerleşmediği ortamda devleti başka türlü görmek de mümkün değildi. Zira o çağlarda devletin ilk işi imparatorları, kralları, kiliseyi korumak ve onlara hizmet etmekti.

Ne yazık ki, sosyalist ülkelerde uygulama Marks’ın beklentisinden farklı oldu. Sovyet Rusya’da, Komünist Çin’de, devlet, komünist parti ve parti liderleri elinde, ideolojinin bekası için demir yumruk olarak kullanıldı. Stalin’in elinde Sovyetlerde ise devlet gücü milyonlarca insana zülüm ve ölüm makinası haline dönüştü.

Aslında toplumlar için devlet zorunlu ihtiyaçtır. Prof. Dr. Kenan Bulutoğlu “Kamu Ekonomisine Giriş kitabının başında devletin nasıl oluştuğunu vurgulamak için, Japonya’nın bilinen 7 Samuray hikayesini özetlemiştir. Bu hikayeye göre, 16. yüzyıl Japonya’sında düzenli bir şekilde silahlı haydutların saldırısına uğrayan ve ürünleri yağmalanan fakir bir köyün ahalisi şu kararı verir: Nasıl olsa ürünlerimizin tamamı yağmalanıyor. Ürünlerimizin bir kısmını vererek, köye koruma sağlayabiliriz. Bu karar üzerine köylüler şehre gider ve köyü savunacak 7 Samuray bulurlar ve köylerini haydutlara karşı korurlar. Köylüler devlet olmadığı için koruma görevini samuraylara vermiştir.

Ekonomik bakış açısından ise, Klasik liberalizm, ekonomik anlamda devletin küçülmesine odaklanır. Piyasadaki rolünü en aza indirmeye çalışır. Devleti zorunlu kötülük olarak görür.

Aslında her yerde ve her zaman halk devletten hizmet bekler. Çünkü devleti vergi ve askerlik gibi mükellefiyetlerle halk ayakta tutuyor. Hizmet alamayan halk devleti beleşçi gibi görüyordu.

Bugün bile bilinen ve bazı ilavelerle Anadolu’ya yayınlan aşık atışmalarına bakarsak; örneğin Terekeme’lerde saz ve söz kültürünün gelişmişliği kendini ünlü Çıldırlı Aşık Şenlik’inde gösterir. O dönemlerde devlet denilince, Osmanlı anlaşılırdı. Altyapı olarak bölgede yeterli kamu hizmeti yoktu. Ama “aşar” vardı. Devlet harman sonu hasılatın dörtte birini ürün üzerinden vergi olarak  alırdı. Çıldır’l Aşık Şenlik tepki olarak;

Ekinde yok, biçinde yok,

Harmanda ortak Osmanlı…diyordu.

İlerleyen dönemlerde demokrasinin gelişmesi ile devlet de şekil değiştirdi ve demokrasilerde halkın devleti kavramı gelişti. Devlet güvenlik, savunma ve adalet görevlerinin yanında, insani değerler, sosyal hakların düzenlenmesi ve piyasada rekabetin işlemesi görevlerini de yüklendi.

Dahası devlet kalkınmanın da temel kurumu oldu. Zira devlet piyasa başarısızlığını ve eksik rekabeti düzeltir. Bir ekonomide iktisat politikalarının başarısı ve kaynakların en verimli şekilde kullanılması için, her şeyden önce devlet-piyasa arasında optimal bir denge kurulmuş olması gerekir.

Ne yazık ki demokrasiler de devletin güvencesi altında yapılan serbest seçimlerde, birçok ülkede kötü niyetli iktidarlar, devleti kendi iktidarlarının bir aracı olarak kullanmıştır. En çarpıcı örnek ise Hitler faşizmidir. Hitler seçimle iktidara geldi. İlk işi devleti parti devleti yapmak oldu. Slogan “Tek Millet Tek Devlet Tek Lider Büyük Almanya” idi. Sonrasında devlet eliyle soykırım yaptı.

Türkiye’de 2003 yılı AKP iktidarı ile ekonomik anlamda devlet dışlandı. Sosyal faydası olan kamu altyapı yatırımları, doğal tekeller birer birer özelleştirildi. Eğer şimdi Et Balık Kurumu olsaydı, pirzolanın fiyatı 225 lira olur muydu?

Yine devlet parti devleti haline getirildi. Her seçim öncesi ve seçimlerde devlet bütün imkanları ile siyasi iktidar, AKP’ye çalışıyor.

Bununla da kalmayıp, AKP iktidarı devlette Fetullah Gülen’e yer açtı. Hala da bu yanlışın altından kalkmaya çalışıyor. Üstelik bu yanlışını telafi etmek için devleti parti devleti yapmaya devam ediyor. Kendi bekası için MHP’nin devlette kadrolaşmasına imkan tanıyor.

Almanya’da muhalefetteki Sol Parti’nin Merkel hükümetine, Türkiye’deki hükümet ittifakı içinde MHP’nin rolünü sorması üzerine, “Federal Hükümet, MHP’nin siyasi taleplerinin Türk hükümet üyeleri arasında karşılık bulduğunu ve bu taleplerin düzenli biçimde yasalara girdiğini gözlemlemektedir. İlaveten Federal Hükümet, son yıllarda MHP çevresinden kişilerin devlet yapılarındaki oranının da fark edilir biçimde arttığına dair bilgi sahibidir” denildi.

Bunlar yetmedi, şimdi medya devlet içinde tarikatlar çatışmasını yazıyor. Daha ağırı da suç örgütlerinin devletle işbirliği yaptıklarını açıklıyorlar.

Gerçekte ise devlet bir siyasi partinin veya çıkar gruplarının bekası için değil, ülkenin bekası için var olmalıdır.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir