DEMOKRASİ VE REFAH

Günlük dilde, huzur ve yaşam kalitesi anlamına gelir refah kelimesi… Ekonomide ‘’refah iktisadı veya refah ekonomisi ‘’ ile  ‘’refah devleti ‘’ nin teorik ve uygulama ayağı bulunur. 

Refah ekonomisi, bireyin ve toplumun refahını en yüksek düzeye çıkarmayı hedef alır. İnsanlar kendi refahlarını daha iyi yönetebilir ve fakat refah kriterlerine sahip olmayan bir toplumda bunu nasıl yapar? Bu nedenle, ekonomide iktisadi verimliliği artıracak ve geliri toplumun kabul edebileceği bir adalet içinde dağıtabilecek iktisat politikalarının uygulanıyor olması gerekir.

Refah devleti ise devletin minimum düzeyde ötesine vatandaşlarının refahı için birincil sorumluluk kabul eden devlet modelidir.

 

 

Refah Devletinin;

1.Vatandaşlar arasında, toplumu rahatsız etmeyecek bir gelir ve servet dağılımı ile her alanda fırsat eşitliğini öngören politikalar olmalıdır.

Gelir ve servetin, toplumun kabul edebileceği bir adalet düzeni içinde dağılması ve fırsat eşitliği, bir kişinin değil halkın tercihi sonucu gerçekleşir.  Demokrasilerde halkın siyasi tercihleri devleti bu paralelde zorlar.

Otokrasinin olduğu toplumlarda bir çok alanda fırsat eşitliği yoktur. Söz gelimi, Rusya’da devleti sınırlı bir Oligarklar  gurubu idare etmektedir. Putin, kendisine ters düşen iş damlarının servetine dolaylı yollardan el koyabilmektedir.

Suudi Arabistan’da, petrol gelirini kral ailesi ve yakınları bölüşür. Gelişmekte olan birçok ülkede ve bizde, küreselleşme süreci içinde finans sektörü piyasada monopolleşmiştir. Reel sektör ile arasında fırsat eşitliği yoktur.

Dikta rejimlerde diktatöre yakın olanlar ve hatta bazı ülkelerde diktatörlerin serveti aynı zamanda o rejimlerin yıkılmasına yol açmıştır.

ABD’ de CİA raporlarına dayandırılarak, 2011 yılında Hüsnü Mübarek’in servetinin 67 milyar dolar olduğu açıklanmıştı. O yıllarda 72 milyon nüfuslu Mısırın bir yıllık milli geliri 220 milyar dolardı.

Tunus’tan kaçan diktatör Bin Ali ve eşi Leylanın el konulan hesapları ve servetinin de 4 milyar Euro olduğu açıklanmıştı.

Oligarşi de ve dikta rejimlerinde, fırsat eşitliği olmadığı için, vatandaşın refah düzeyi de yüksek değildir.

Bu gibi rejimlerde, diktatörler halkı yanında tutabilmek için milli değerleri kullanmış ve diğer ülkelerle sürekli sorun çıkarmıştır.

2) Rahat bir hayat sağlamak için gerekli asgari şartlara yetişemeyen kişiler için devletin sorumluluğu olmalıdır.

Devlet sosyal güvenlik sağlama ağı yaratmalıdır.

Piyasanın yeterli istihdamı yaratmıyor olması durumunda, istihdam yaratacak yatırımlar yapmalıdır.  Bu yatırımlar zaman içinde topluma devredilmelidir.

Parası ve geliri olmayanlara, objektif kurallara göre ve siyasi ve ideolojik yatırım amacı olmadan, eğitim sağlık hizmeti vermelidir. Sosyal konut yapmalı ve işi ve parası olmayanlara kira yardımı yapmalıdır.

İran bir din devletidir. Aksak bir demokrasi vardır. İran’da ekonominin yüzde 40’ı devlete, yüzde 45’i devrim muhafızlarına, yüzde 15’i ise özel sektöre aittir. Devrim muhafızları imtiyazlı bir sınıftır ve diğer vatandaşlara göre iş ve gelirde önceliğe sahiptirler. İdeolojik amaç ön plandadır.

 

3) Refah Devleti vergi adaleti gözetilir. 

 

Tüketim vergilerinin yaygın olduğu ekonomilerde, az kazanan ile çok kazanın aynı vergileri öder. Adaletsiz vergi, hem vergiye karşı tepkiyi artırır hem de refahı azaltır. Demokrasilerde halkın tepkisi vergi sistemine yansır. Otokrasilerde devlet sıkışınca kümesteki kazları yolmaktadır.

 

Sonuç olarak, refahın ilk şartı demokrasidir. Demokrasinin olmadığı toplumlarda halkın ekonomik anlamda refahı olmadığı gibi refahın diğer unsurları, söz gelimi huzuru ve güvencesi de yoktur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir