İstanbul Üniversitesi Türkiye’nin ilk ve en eski üniversitesidir. Osmanlıda 1900 yılında kurulan Darülfünun 1933 reformuyla İstanbul Üniversitesine dönüştürüldü. Ancak temel 30 Mayıs 1453’te Fatih Sultan Mehmet’in emriyle kurulan Sahn-ı Seman medreselerine kadar dayanır. Bunun içinde aynı zamanda İstanbul Üniversitesi Dünyanın en eski üniversiteleri arasında sayılır. 73.000 öğrenicisi, 3002 öğretim üyesi vardır.
Perşembe Günü İstanbul Üniversitesinde Rektörlük seçimi yapıldı. 2537 kişi oy kullandı. Aynı gün Galatasaray Üniversitesinde de seçim yapıldı, 140 öğretim üyesi oy kullandı. Bu karşılaştırma İstanbul Üniversitesinin devasa bir kurum olduğunu gösteriyor. Kaldı ki İstanbul Üniversitesi 2 tıp fakültesi ile sağlık hizmetinde de en büyük işleve sahip bir üniversitesidir.
İstanbul Üniversitesinde İki dönem İktisat Fakültesi dekanlığı yaptım. O günden bu güne, Üniversitede terfi etmenin, akademisyenlerin ideolojik anlayışına göre değil, akademik performanslarına göre değerlendirilmesini savundum. İnancıma göre, İdeolojik takıntıları veya yaklaşımlar insanların özel tercihleridir. Bilim yapmak ise toplumsal faydası olan bir faaliyettir. Tarafsız gözle yapılması gerekir.
Üniversitelerde rektörlük seçimi akademik çalışma dışında ve bir kişisel tercih olduğu için, adayların ve oy verenlerin ideolojik çizgide hareket etmeleri de çok doğaldır. Önemli olan seçilen rektörlerin ideolojik ayırım yapmamalarıdır.
Bu anlamda İstanbul Üniversitesindeki rektörlük seçimlerinde, İstanbul Üniversitesi Tıp fakültesinde öğretim üyesi olan ve sosyal demokratım diye açıklama yapan Prof. Dr. Raşit Tükel 1202 oy aldı. Halen YÖK’ tarafından rektör vekili olarak atanan Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mahmut Ak 908 oy aldı. Üçüncü sırada Çapa Tıp Fakültesinden Prof. Dr. Harun Cansız ise 382 oy aldı.
YÖK’te tekrar bir seçim olacak ve YÖK’ sıralamasına göre adaylar Cumhurbaşkanına gidecek. Cumhurbaşkanı da bu üç kişiden birini atayacak.
Bu günkü durumda ve demokrasi anlamında rektörlük seçimi deve de değil, kuşta değil… Adı seçim ve fakat demokratik seçimle ilgisi çok sınırlıdır. O kadar ki bazen Cumhurbaşkanlarının son sırada ve iki oy almış kişileri de rektör atadığı olmuştur. Söz gelimi Kastamonu Üniversitesi’nde 2008 yılında Ahmet Necdet Sezer, 2 oy alan birini rektör olarak atamıştı.
2009 da Abdullah Gül, Eskişehir Anadolu Üniversitesinde 334 oy alan ilk sıradaki adayı değil üçüncü sırada ve 96 oy alan bir adayı rektör atamıştı.
Örnekler çoktur… Bu örneklerin yaşanmasına 1980 ihtilali yol açmıştır. 1980 öncesi Üniversiteler kendi rektörlerini seçerlerdi. 1980 sonrası bir süre rektörleri YÖK atadı. Mecliste yeniden seçim için kanun teklifi verildi ve fakat o zamanki YÖK başkanı Doğramacı araya girerek bu günkü garip sistemin gelmesini sağladı.
Demokrasiye inanan ve demokrasiye en fazla inanması gereken bir öğretim üyesi, eğer kendinden daha fazla oy alan varsa, rektörlüğü kabul etmez. Ne yazık ki bu uygulamayı bu güne kadar az sayıda aday yaptı.
Bu sistemin değişmesi ve Üniversitelerin kendi rektörlerini seçmesi için bu güne kadar bazı kanun teklifleri oldu ve fakat siyasi parti gurupları bu olayı ciddi olarak ele almadı.
İstanbul Üniversitesi rektör ataması aynı zamanda Cumhurbaşkanının demokrasi sınavı olacaktır. Zira Cumhurbaşkanı demokrasi için her zaman seçimi referans gösteriyor ve biz yetkimizi halktan aldık diyor. İstanbul Üniversitesi seçim sonuçlarına da aynı saygıyı göstermesi gerekir.