İÇ BORÇLARI ÇEVİREMİYORUZ

Dünkü yazımda ,  gerek IMF ve gerekse ekonomi yönetiminin iç borç sorununu farklı yansıttığını, gerçekte iç borç  yükümüzün arttığını sebepleriyle birlikte  açıklamıştım.  

İç borçlarda öncelikli sorun ‘’iç borçları çevirmek ‘’ tir.. Ancak iç borçları çevirmeği biz yanlış anlıyoruz.. İç borçları çevirmek konusunda ‘’her ne pahasına olursa olsun iç borçları geri ödemek ve borçlanmayı sürdürmek ‘’  şeklinde yanlış bir yargıya sahibiz.  Gerçekte ise ‘’iç borçları çevirmek demek ‘’ kendisinden daha büyük bir  ekonomik ve sosyal maliyet  ortaya çıkarmadan  borçlanmak ‘’ demektir. 

Hazine, risk arttığında  daha yüksek faiz  verir , yine borçlanır.. Dolaylı yoldan ekonomideki, kamudaki kaynakları kullanır yine borç öder.. Yani devletin iflası söz konusu değildir. Mamafih Bizde de hazine borçlanmaya devam ediyor .. Ancak aşağıdaki ekonomik ve sosyal maliyetlere rağmen devam ediyor..

1)    Vergi gelirlerinin birkaç yıl önce tamamı borç faizine yetmiyordu.. Şimdi yüzde sekseni borç faizine gidiyor.. Eğer  faiz yükü bu kadar yüksek olmasaydı, yıllardır  yüksek gelir  guruplarına akan faiz ödemesi yerine devlet altyapı, eğitim , sağlık harcaması yapacaktı.. Altyapı tamamlanınca yabancı sermaye gelecekti.. Sabit sermaye yatırımları yapılacaktı.. İşsizlik  azalacaktı.. Ekonomik kriz ve eksi büyüme olmayacaktı..  IMF politikaları olmayacaktı.. IMF’ye verilen faizle Türkiye teknoloji ithal edecektir. Fert başına gelir artacaktı.. Halkın refahı düzeyi yükselecekti.

2)    Borç verilebilir fonların  büyük kısmına hazinenin talep yarattığı için  , reel faizler gereği kadar düşmüyor..Faiz ,iktisat politikalarının anahtarıdır..  ABD ve AB’de faizlerin çeyrek puan inmesi veya yükselmesi , ekonomiyi önemli ölçüde etkilemektedir. Bu anlamda Türkiye de faiz oranlarını riskler ve devletin borçlanma ihtiyacı belirlediği için , iktisat politikalarında bir araç olmaktan çıkmıştır.

3)    Devlet fakirden vergi alıp, yüksek gelir guruplarına reel faiz vermesi , gelir dağılımını ve sosyal dengeleri bozmaktadır..  Zengin- akir farkının açılması terörö gibi sosyal risklerin artmasına neden olan temel faktörlerden birisidir.

4)    Devlet borç ödesin diye vergi yükünü , parafiskal gelirler dahil vergi yükünü yüzde 36 ‘ya çıkardı.. Vergi oranları arttı.. Yeni vergiler geldi.. Ek vergiler yüklendi.. vb. Bu yük fert başına geliri bizim on katımız olan OECD ülkeleri ortalaması kadardır. Kaldı ki ,  Bazı yatırımları merkezi devlet yapmadığı için belediyeler halktan aldığı yardımlarla yapıyor..Bu gibi yükleri de katarsak vergi yükü daha ağır oluyor.. Eğer iç borç sorunu olmasaydı vergi yükü bu kadar yüksek olmazdı.. Yüksek vergi yükü özel sektörün yatırım yapmasını da engelliyor.

Bu kadar zararına rağmen iç borçları çeviriyoruz diyemeyiz.

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir