BORÇ BİNİ GEÇTİ

IMF icra direktörleri kurulu kamu borç yüküne de dikkat çekti… Kısa vadeli borçların yüksek olduğunu ve borçlanma maliyetlerinin yüksekliğine değindi.

IMF diyorum… Çünkü bizler bu sorunları dile getirdiğimiz zaman kimse dikkate almıyor… Sorunlara eğilmemiz için illa da IMF’nin uyarması gerekiyor.

Bu sene ilk 7 aylık bütçe uygulama sonuçları , hedeflerin üstünde gerçekleşti.. Buna karşılık iç borçlanma ihalelerinde vade kısaldı.. Son iki aydır da reel faiz oranları artıyor..

İç borçlanma ihalelerinde Ocak ayında ortalama vadenin 455 gün olmasına rağmen, Temmuz ayında 294 güne indi.

İç borçlarda vadenin kısalması iç borçları çevirme riskini artırıyor.

İç borç stoğunun yapısına gelince… Toplam 210 katrilyona ulaşan iç borç stoğunun yüzde 53’ü piyasaya olan borçlardır. Kalan yüzde 47’si ise hazinenin kamu bankaları, Merkez Bankası TMSF’ne ve diğer kamu kurumlarına olan borçlardır…

Hazine kamu kurumlarından, kamu bankalarına ve TMSF’ye olan borcunu ödemezse, bu defa doların açıklarını kapatacaktır… Yani ikişide aynı kapıya çıkacaktır… Bu nedenle meseleye “kamunun birbirine olan borcu” şeklinde yorumlayarak borç yükünü hafifletmek mümkün değildir.

Dış borçlara gelince… Her zaman söylüyorum… Türkiye şartlarında dış borçlarda kamu özel ayırımı yapılması doğru değildir. Zira gerek Gayri Safi Milli Hasılayı etkileme ve gerekse döviz ihtiyacı açısından, her ikisinin de etkileri aynıdır.

Dış borçlarda risk oluşturan temel iki sorun var… Birisi toplam dış borç stoğu çok hızlı artıyor… Cari açık arttıkça, dış borç stoğu da artacaktır.

İkincisi dış toplam dış borç stoğu içinde  kısa vadeli dış borçlar artmaktadır...

2001 yılında 16.4 milyar dolara inmiş olan kısa vadeli dış borçlar, şimdi 26.1 milyar dolara yükseldi. Bu borçların 11.1 milyar doları bankalara aittir.

2000 yılında da bankaların kısa vadeli dış borçları artmıştı.. Kurlar düşük seyrettiği ve Türk lirası faizleri  yüksek olduğu sürece, Bankalar dış kredi alıp, bunları Türk Lirasına çeviriyor… Ve yüksek reel faiz elde ediyorlar… Ne var ki aynı zamanda döviz pozisyon açıkları da artıyor. 2001 krizinde de bankalar pozisyon açıkları  nedeniyle sıkıntıya girdiler. Ve o zaman bankaların kısa vadeli dış borçların önemli bir kısmı, fon tarafından ödendi… Yani söz konusu maliyet topluma yayıldı.

Şimdi eğer IMF Türkiye’ye destek vermek istiyorsa, dış borçların yeniden yapılanmasına yardımcı olmalıdır.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir