BEYİN GÖÇÜ

Elli sene öncesine kadar eğitimin ekonomik değeri, fayda ve maliyeti yeteri kadar tartışılmıyordu. İktisatçılar sonradan üretimde emek, sermaye ve müteşebbis gibi faktör paylarını aşan bir değer yaratıldığını hesapladılar. Bu değerin eğitimden ve bu eğitimin getirdiği verimlilik artışından kaynaklandığı anlaşıldı.

Son yarım yüzyıldır, eğitim ekonomisinin önemi arttı.

Beyin göçü eğitilmiş ve uzman olmuş insanların topluma yararlı olacakken, başka bir ülkede çalışması ve o ülkeye göç etmesidir.

İster özel, isterse devlet tarafından yapılsın bu kişilerin eğitimi için kendilerinden başka toplumda kaynak ve imkân ayırmıştır. Eğitimin finansmanı vergilerle yapılmaktadır. Özel eğitim ve vakıf üniversiteleri için de devlet çeşitli teşvikler ve vergi imkânları sağlamaktadır. Kaldı ki, vakıf üniversitelerine de bütçeden imkân sağlanmıştır.

Dışarıya göç eden bu uzmanlara yapılan yatırım da, dışarıya gitmiş oluyor. Yani siz içeride fabrika gibi bir yatırım yapıyorsunuz, tam verim alacak iken başka ülkeler hazıra konuyor.

Zaman zaman ABD ve Almanya gibi sanayileşmiş ülkeler ilan vererek, davet çıkararak, yüksek öğrenim görmüş, uzmanlık eğitimi almış bu gibi insanları çekmektedir.

Türkiye kaybediyor

TÜRKİYE İşveren Sendikaları’nın (TİSK ) bir yayınında Prof. Dr. Muammer Kaya’nın “Beyin Göçü” ile ilgili tespitleri yayınlandı.

– Beyin göçünün Türkiye ekonomisine yıllık maliyetinin 2 ile 2.5 milyar dolar arasında olduğu ifade ediliyor.

– Türkiye’de iyi eğitim gören her 100 kişiden 59’u dışarıya gidiyor.

Eğitip, uzman yaptığımız insanları neden kaybediyoruz?

1- AKP iktidarında artan sosyal sorunlar, anarşi ve terör, kapkaç ve hırsızlık gibi sosyal sorunlar Türkiye’de yaşama riskini artırıyor. İfadesini yabancı basında bulan ılımlı İslam yaklaşımları gibi, AKP’nin yapmak istediği sosyal dönüşüm, eğitilmiş insanları tedirgin ediyor. Gelecek endişesi nedeniyle bu gibi uzmanlar kendilerine sanayileşmiş ve risksiz ülkelerde yaşam alanları arıyorlar.

2- Türkiye Araştırma ve Geliştirmeye (Ar-Ge) en az kaynak ayıran ülkelerden birisidir. Gelişmiş ülkeler Ar-Ge için milli gelirlerinin yüzde 2’si dolayında bir kaynak ayırır iken, Türkiye bu oranın yaklaşık dörtte biri kadar kaynak ayırabiliyor. Devlet ödenek ayırmıyor. Özel sektör de her şeyi devletten bekliyor. Araştırma için altyapı yatırımları yapılmıyor. Uzmanlar çalışma ve araştırma alanları bulamıyor.

3- Eğitilmiş iş gücü fazlası var. Eğitimde iş gücü planlaması yapılmıyor. Örneğin Türkiye’de mühendis fazlası doktor ve hemşire eksiği var. Yanlış planlama nedeniyle ihtiyaçtan fazla mühendis eğitilmiş. Bunlar Türkiye’de iş bulamayınca, dışarıya gidiyorlar.

Ne yapılabilir?

SİYASETÇİLERİN yüksek öğrenimi bir siyasi araç olarak kullanmalarını önlemek gerekir.

Siyasi taviz olarak üniversite açmaktan vazgeçmesi gerekir. AKP Hükümeti yasa geçirince, YÖK’ün eli kolu bağlanıyor.

Üstelik geçmişte yaşadığımız örneklerde olduğu gibi AKP iktidarı üniversiteleri kendi yaklaşımı doğrultusunda oluşturmak için yeni üniversite kurmak için kanun çıkarıyor.

Bu bağlamda rektör seçimini Cumhurbaşkanını devreden çıkarmak gerekir. Doğrudan öğretim üyeleri tarafından seçilmesi gerekir.

Bu şartlarda ancak eğitilmiş insan gücü planlaması yapılabilir.

Yüksek öğrenimde vakıf üniversitelerine, özel eğitime izin veriyoruz. Ancak üniversite-sanayi işbirliğine bir takım kısıtlamalarla ancak izin veriyoruz.
Üniversite-sanayi işbirliğini geliştirmek ve öğretim üyelerinin sanayide çalışmasına imkân vermek gerekir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir