Baykal ve Gerçekler

Türkiye ABD’ye karşı iki defa dik durdu … Birisi 1974 Kıbrıs Barış Harekatı … Diğeri de 1 Mart 2003 Tezkeresi.  25 Şubat 2003‘te Meclise sunulan tezkerede, ABD’nin Irak’ı işgali için Türk hava sahasını, liman ve topraklarını kullanmasına izin isteniyordu. Baykal ve CHP bu tezkereye karşı çıkarak, Türkiye’yi bedel ödemekten kurtardı.

Deniz Baykal 1 Mart Tezkeresinin kahramanıdır.

4 Ekim 1989 günü 2172 sayılı Kanun, madenlerin devlet tarafından işletilmesini düzenliyordu. Bu düzenleme temelinde birçok maden devletleştirildi. Adalet Partisi Cumhuriyet Senatosu Grubu 2172 sayılı Yasanın biçim ve öz yönünden iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Anayasa Mahkemesi, 1979/1 Esas, 1979/30 karar sayılı ve 21.6.1979 günlü kararıyla bu başvuruyu reddetti. Sonraki iktidarlar bu yasayı değiştirdi. Ne var ki Türkiye ‘’ya maden ya çevre ‘’ paradoksu içinde kaldı. Bu madenleri devlet çıkarsaydı, sosyal maliyetini de hesap eder ve çevreye zarar vermeden çıkarırdı.

Madenlerin devletleştirilmesinde Enerji Bakanı Deniz Baykal idi. 

Baykal’a en fazla haksızlık edenler ‘’2003 yılında AKP genel başkanı olan Tayyip Erdoğan’ın engellenen milletvekilliğinin yolunu açtı ‘’ şeklinde iddia da bulunanlardır. Bu iddiaların kaynağı da Baykal genel başkan iken milletvekili yapılmayan bazı eski milletvekilleridir.

Gerçekler ise farklıdır… 2003 genel seçimlerinde AKP geçerli oyların yüzde 34,29’unu alarak 363 milletvekilliği kazandı.  CHP ise oyların yüzde 19,38’ini alan 178 milletvekili çıkardı.  Ayrıca 9 bağımsız aday da TBMM’ye girdi.

Deniz Baykal partinin yetkili kurulları ile tartışarak ve karar alarak, Siirt’te yapılacak ara seçim öncesinde Mecliste yapılan Anayasa değişikliğiyle Erdoğan’ın milletvekili seçilmesinin önündeki engelin kaldırılmasına destek verdi.

CHP anayasa değişikliğine evet demeseydi, AKP’de parçalanma olur muydu? Yarım asırdır siyasi islam çizgisinde mücadele vermiş bir ekip arasında bir bölünme olması akla uygun değildir.  Ayrıca yaşanılması olası bu mağduriyet, mağduriyeti oya dönüştürmüş bir partinin daha da çok puan kazanmasına neden olacaktı. Bütün bunları bir yana bırakalım, aslında demokrasiye inanan, halkın siyasi tercihlerine saygılı bir liderin, başka türlü davranması yanlış oldurdu.

Deniz Baykal demokrasiye inandığı için Erdoğan’ın yolunu açan Anayasa değişikliğine evet demiştir. Erdoğan’ın demokrasi yolunda gizli gündemi olduysa bu kendini bağlar ve cevabını da seçmen verir.

Deniz Baykal halka çok yakın bir liderdi. O kadar ki her isteyen vatandaş, Deniz Baykal’a evinin telefonundan ulaşırdı. Bu uygulama Cumhuriyet tarihinde bir ilk ve aynı zamanda da sondur.

Bugün, isimleri tartışmak yerine prensipleri tartışmamız gerekir. Söz gelimi Korkmaz Karaca’nın adı medyada Deniz Baykal’ın danışmanı olarak geçiyor. Oysaki Deniz Baykal’ın hiçbir zaman danışmanı olmadı. Başta kendisi ve kendisi ile yakın çalışan bizler ‘’bütün örgüt, Parti meclisi ve Milletvekilleri aynı zamanda genel başkanın danışmanıdır ‘’ derdik. Kaldı ki Korkmaz Karaca Deniz Baykal’ın Genel Başkanlıktan ayrılmasından sonra parti meclisine girdi.

Baykal 2015 Haziran seçimlerinden sonra, Erdoğan’ın daveti üzerine, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na haber verip olurunu aldıktan sonra Beştepe’de görüşmeye gitti. Görüşme kamuoyuna açıklandı. Baykal en yaşlı üye olarak geçici Meclis başkanıydı ve koalisyon tartışmalarıyla ilgili olarak da “Burada benim bir koalisyon görüşmesi yapma konumum yok. Olamaz” şeklinde de bir açıklama yaptı. 

Bu görüşmenin altında senaryo aramak, öküzün altında buzağı aramaya benzer. 

Her yanlışın negatif enerjisi o yanlışı yapanlara döner. Güneş balçıkla sıvanmaz ve bugün de şahit olduğumuz üzere gerçekler er ya da geç ortaya çıkar.

Kim ne derse desin , Milletvekili maaşı almayan ve aldığını eğitime bağışlayan bir Baykal’ı ; gerçekleri görmek isteyen halk  çok  iyi tanımaktadır.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir