AKP’ NİN İSTİKRAR POLİTİKASI İFLAS ETTİ

Enflasyonda 4.5 yıl geriye 2003 yılına döndük. TÜFE’ de 2004 yılı nisan ayının, ÜFE ise 2003 yılı Ekim ayının üstüne çıktık.

 

Enflasyondaki artışın en önemli nedeni, AKP hükümetinin ekonomiyi kötü yönetiyor olmasıdır.

2001 yılındaki kısa vadeli ve o zamanki program yöneticisinin deyimi ile ‘’yangın söndürme programı‘’ , enflasyonun 2003 sonuna kadar 2 yılda köpüğünü aldı. AKP iktidarı eğer 2004 başında, bu kısa vadeli politikalar yerine, uzun vadeli, dinamik bir yapısal dönüşüm programı getirebilseydi, enflasyon bugünkü gibi kronik yapı kazanmazdı.

Bu program, reel sektör ile finans sektörü arasındaki denge sağlayacak,  Devletin yeniden yapılanmasını içerecek bir program olmalıydı.  Bu program YTL’ nin aşırı değer kazanmasını önleyecek ve Ekonominin rekabet gücünü koruyacak bir yeni kur politikası ile desteklenmeliydi.

 

 

12 AYLIK ENFLASYON ORANI (YÜZDE)

TÜFE

2004 NİSAN AYI        10.18

2008 MAYIS AYI          10.74

ÜFE

2003 EKİM AYI          16.10

2008 MAYIS AYI        16.53

 

Öte yandan Enflasyonun artmaya devam edeceği ve 2008  TÜFE oranı yüzde 15’ i  geçeceği de belli oldu.

1) Mayıs ayında ÜFE’ nin daha yüksek çıkması, maliyet artışlarını gösteriyor. Bu artışlar önümüzdeki aylarda TÜFE’ ye yansır.  Türkiye de talep yapısı elvermiyor olsa da, piyasada oligopol yapı olduğundan, firmalar maliyet artışını tüketicilere yansıtabiliyor.

 

Enflasyon trendi yükselen bir trent şeklinde devam ediyor. Maliyet artışından doğan fiyat artışları, fiyatlar genel düzeyini bir defa artırır. Enflasyon ise sektörel yapıdaki dengesizlikten, arz- talep dengesizliğinden ileri gelen bir süreçtir.

 

KABAHAT ARZ ŞOKLARINDA MI?

 

2) Enflasyon MB ve hükümetin öne sürdüğü gibi yalnızca arz şoklarından ileri gelmiyor. Petrol fiyatlarının maliyet artışında etkisi var. Ancak hükümetin ve MB’ nın iddia ettiği oranda değil.

Örneğin ÜFE sepetinde alt sektör olarak Kok kömürü ve rafine edilmiş petrolde,  mayıs ayı itibariyle son bir yıldaki  artış oranı yüzde  56.6 dır. Ancak  Bu alt sektörün  genel endeks içindeki payı yüzde 8.5 tir.

Kaldı ki, akaryakıtta vergi payı yüksektir. ÖTV maktu alınıyor. Ayrıca ÖTV ve akaryakıt fiyatı üstünden KDV alınıyor. Yani verginin de vergisi alınıyor.

 

3) Hükümet şimdiden mali disiplini bozarak bir seçim ekonomisi uygulaması içine girmiştir. Bütçede faiz dışı fazla oranını düşürdü. Hazineden, yardım yaparak KÖYDES gibi kuruluşlar yoluyla da harcamaları artırıyor. Vergi gelirleri ile finanse edilmesi gereken GAP projesi için işsizlik fonundan kaynak kullanıyor. Bütün bunlar mali disiplinin bozulması demektir.

 

4) MB Enflasyon hedeflemesinde başarısız oldu. 2006 ve 2007 yılı enflasyon hedefinde yüzde 100 sapma oldu.  Enflasyon hedeflemesi, iç ve dış piyasalara, kamuoyuna verilen bir taahhüttür. Yüzde 100 sapma, MB ve hükümete olan güveni düşürmüştür. MB ve Hükümet itibar kaybetmiştir. Şimdiye kadar Enflasyon hedeflemesi uygulayan ülkeler içinde en başarısız ülke Türkiye olmuştur. Hükümet ve MB, Piyasalarda ve kamuoyunda güven kaybına uğramıştır. Bu durum ekonomik istikrar için olumsuz olmuştur.

 

DÖVİZ KURU ÇIPA OLARAK KULLANILDI

 

5) Hükümet ve MB enflasyonda çıpa olarak döviz kurlarını kullandı. Yüksek faiz, sıcak para girişine neden oldu. Döviz arzı arttı. MB yalnızca döviz kurları artınca müdahale etti. Kur düştüğünde etmedi. Sonuçta düşük kur’ u dolaylı yoldan enflasyon için çıpa olarak kullandı.

Örneğin, 2004 yılında Türkiye’ ye 15.9 milyar dolar sıcak para girdi. MB ise yalnızca 5.4 milyar dolar döviz satın aldı. (Aşağıdaki Tablo)

Şimdi kur artışı olduğunda, Ocak- mart arasında olduğu gibi, hemen enflasyona yansıyor.

 

  MB NET DÖVİZ ALIMI VE SICAK PARA GİRİŞİ

                         ( MİLYAR DOLAR )

  

        YILI          MB  NET DÖVİZ ALIMI     SICAK PARA GİRİŞİ  

        2004                    5.4                                       15.9

        2006                    6.6                                         7.2

 

6) MB faizleri yanlış kullandı… MB enflasyonu tutmak için gecelik faizleri artırdığını açıkladı. Yüksek faiz, tüketimin ve toplam talebin daralmasına neden olur. Ancak bu uygulama ekonominin genişleme dönemleri için geçerlidir. Oysa Türkiye de durgunluk var… Zaten özel tüketim harcamalarında bir artış yoktur. Şimdi artan faiz hem bütçe açıklarına neden olacaktır. Bu yolla enflasyonu olumsuz etkileyecektir. Hem de yatırımların durmasına neden olacaktır. Bu yolla iç üretim ve arz daralacaktır.

Öte yandan piyasada oligopol yapı olduğu için firmalar artan faiz maliyetini de perakende fiyatlara yansıtacaktır. 

Özetle yüksek faiz bu konjonktürde hem enflasyon için çıpa olamıyacak, hem de durgunluğun artmasına neden olacaktır.

Anlaşılan odur ki, MB sıcak para kaçmasın diye ve 50 milyar dolara ulaşacak cari açığı finanse etmek için faizleri artırdı.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir