Prof. Dr. Esfender Korkmaz'ın web sitesine hoşgeldiniz

 
 


ANA SAYFA

 

BİYOGRAFİ

KONFERANSLAR

KİTAPLAR

TBMM FAALİYETLERİ

FOTOĞRAF GALERİSİ

 

CHP GENEL MERKEZ İSTANBUL ARAŞTIRMALAR FORUMU

 

KARS-ARDAHAN-IĞDIR


İktisat Fakültesi Mezun ve Mensupları Vakfı


İ.Ü. İktisat Fakültesi


E-Posta
 

 

 

 

 


 

 

 

 

 

 



 

 

 

TERCÜMAN gazetesi yazıları

 

30 Nisan 2008 Perşembe

 

Yüksek öğrenim iyi gitmiyor

1980 İhtilali'nden sonra, yüksek öğrenimi tek bir insan şekillendirdi... İhsan Doğramacı...

Doğramacı, Kenan Evren'in güvenine mahzar olmuş bir insandı... Ne dediyse yapıldı... Vakıf üniversiteleri Anayasa'ya konuldu... YÖK düzeni getirildi. Akademisyenler çok sıkıntı çekti... Yabancı yayını olmayanlar profesör olamıyordu... Sosyal bilimlerde yabancı yayın yapmak hemen hemen mümkün değildi...

YÖK'ten önce rektörünü, dekanını ve hatta yönetim kurulu üyelerini kendisi seçen akademisyenlerin, YÖK atamaları ile moralleri bozuldu. Üniversitelerde verimlilik düştü.

İş o kadar tırmandı ki, bugün bir profesör çalışacağı asistanı seçemiyor...
Merkezi sistemle YÖK tayin ediyor.

Oysa ki akademisyenlik usta-çırak ilişkisi içinde oluşması gereken bir meslektir. Bu ilişkide ustanın daha çok gayreti olması için, kimi yetiştireceğini bilmesi gerekir. Ayrıca mesleğin bir garantisi kalmadı... Doktorasını veren araştırma görevlilerinin, üniversite ile ilgisi kesiliyor.

Bugün YÖK'te bulunan cumhuriyetçi, laik kadrolar da değişiyor. Yasadaki padişah yetkileri kendisini aşamayan birçok rektörü yoldan çıkardı. Birçok üniversitede öğretim üyeleri mutlu değil.

Bütün bu nedenlerle, 1980 öncesi en fazla rağbet gören meslek olan akademisyenlik, şimdi ilgi görmüyor.

İnsan gücü planlaması şart

YÜKSEK öğrenim, insana yapılan bir yatırımdır. Bir altyapı yatırımıdır. Hem insana hayat boyu gelir ve prestij faydası var. Hem de topluma faydası var... Kalkınmanın "olmazsa olmaz" şartıdır.

Almanya, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra beş yıl içinde yeniden kalkındı... Adına Erhard Mucizesi denildi. Aslında ise Almanya'nın fabrikaları yıkılmıştı ve fakat elinde uzmanlar ve vasıflı işgücü vardı. Kalkınmayı sağlayan bu vasıflı işgücü idi.

Türkiye'de, yüksek öğrenimde işgücü planlaması yapılmıyor... Bu nedenle, bazı dallarda insan gücü arzı fazlası var... Bazı dallarda eksiği var.

Örneğin, mühendis fazlası var... Ancak doktor eksiği var.
İnsan gücü planlaması kalkınma için gereklidir... Ancak aynı zamanda insan kaynaklarının israfını önler.

YÖK'ün işi bu planlamayı yapmak olmalıdır... İşgücü talebini tahmin ederek, vakıf üniversitelerine, vakıf yüksek okullarına ve üniversitelere bu talebe göre izin ve kontenjan vermelidir.

Üniversitelerde tuhaf işler

ÖTE yandan gerek bazı devlet üniversiteleri, gerekse bazı vakıf üniversiteleri bazı yabancı akımların platformu oldu. Özellikle Ermeni Soykırımı konusunda, devlet politikası dışında ayrı bir kulvarda lobi oluşturuyorlar.

Geçen sene Bilgi Üniversitesi'nde, rektör "Gay ve Lezbiyen Kulübü" kurulmasına izin verdi. Yarın, başka öğrenciler de çıplaklar kampı kurmak isterse, üniversitenin izin vermesi gerekecektir.

Halkın yüzde 60'ı yoksulluktan şikâyet ederken, bu üniversitelerin bu gibi tuhaf işler yapması, etik olarak doğru değil.

Üniversiteler milletin vergisiyle veya devletin verdiği imtiyazlarla kuruluyor...

Üniversiteyi yönetenlerin, üniversite adını ve kaynaklarını istedikleri gibi kullanmak hakları yoktur.