Prof. Dr. Esfender Korkmaz'ın web sitesine hoşgeldiniz

 
 


ANA SAYFA

 

BİYOGRAFİ

KONFERANSLAR

KİTAPLAR

TBMM FAALİYETLERİ

FOTOĞRAF GALERİSİ

 

CHP GENEL MERKEZ İSTANBUL ARAŞTIRMALAR FORUMU

 

KARS-ARDAHAN-IĞDIR


İktisat Fakültesi Mezun ve Mensupları Vakfı


İ.Ü. İktisat Fakültesi


E-Posta

 

 

 



 

 



 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


 

 

 

 

 

14 Şubat 2008 Perşembe

 

Türbanın sosyo-ekonomik altyapısı nasıl oluşturuldu?

 Genel Başkanımız Sayın Baykal, Türbanın Anayasa girmesini ,’’ tarihin kırılma   noktası  ‘’olarak ifade ediyor.

AKP ve MHP’nin “Türbanı Anayasaya sokma talebi”, İstiklal Savaşı sırasında açıktan açığa, son 85 yıldan beridir de yeraltında çalışan ve AKP ‘nin yüzde 47 oy almasından sonra açığa çıkan bir “zihniyet değişikliği” talebidir. Bir “karşı devrimdir”…  Bir ‘’ kara devrimdir ‘’ Ve bir “Negatif toplumsal dönüşüm programının” atlama taşıdır.

Türkiye bu kırılma noktasın nasıl geldi? Siyasi – sosyal ve ekonomik altyapı nasıl oluştu? Nereye gider?

1)Siyasi Arenada karşı devrim, AKP’yi bir piyon olarak kullandı.  AKP de türbanı bir piyon olarak kullandı. Erbakan’ın daha açık olması, karşı devrimin arkasında olanları tedirgin etti.  Tayip Erdoğan karşı devrimin sinsi ilerlemesi için daha elverişli olduğu için, o seçildi. Tayip Erdoğan, içeride ve dışarıda siyasi tavizler verdi. Bu gün AKP’nin yüzde 47 oy alması, karşı devrimin yeraltından meydana çıkmasına imkan verdi.  Başbakan Türbanın sembol olduğunu söyledi. 

Türban bir kırılma noktasıydı… Türbanın Anayasaya girmesinin arkasından, vakıflar kanunu, İmam hatip liselerine kendi alanları dışındaki fakültelere girme hakkı verilmesi, Yargıtay’ın daraltılması gibi Laiklik karşıtı yasa ve uygulamalara hızla başlanmıştır.

Öte yandan türbanın yalnızca siyasi altyapısı tartışılmaktadır. Gerçekte ise daha önemlisi sosyo-ekonomik altyapısı vardır.

2) Ankara, İstanbul gibi büyük şehirlerde paralı türbanlılar var.

 AKP, paralı asker gibi,  maaşlı türbanlılar tutarak senelerdir türbanı tanıttı ve halkın gözünü alıştırdı. Kara devrimin altyapısını hazırladı. 

Şimdi türban kavgasıyla toplum ikiye bölünmek isteniyor. Toplumda anarşik ortam yaratılırsa, karşı devrimin bir emrivaki ile getirilmesi daha kolay olur. İran’daki sosyal anarşi de aynı şekilde ortaya çıkmıştı.

Sosyal olaylar, siyasi olaylar kadar net görünmez. Uzun dönemde ve yavaş yavaş ortaya çıkar. Bir gün işten geçmiş olabilir.

3) Ekonomide ulusal ekonomik yaklaşım yerine tutsak ekonomi tercih edildi.

Ekonomide Ulusal politikalar, ulusal yaklaşım, ümmetçilik gibi akımların karşısında en güçlü engeldir. AKP iktidarı bilerek ulusal politikaları engelledi. Ulusal politikalar, toplumun daha bilinçli ve tepkili olmasına imkan verir.

AKP iktidarında, Türkiye Dünyanın en çok cari açık veren ülkesi oldu. AB ve IMF gibi çıpalara muhtaç oldu. Halk ve özel sektör borç- harç içinde kaldı. Özel sektör ‘’kur artarsa zora girerim ‘’ korkusuyla sesini kesti.  

Bir ülkenin ekonomik altyapısına, ekonomik imkanlarına, üretim altyapısına sahip olanlar, o ülkenin yönetimine de sahip demektir. Başbakan, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden başlayarak, bu imkanları oluşturdu. Bugünkü negatif sosyal dönüşümü destekleyecek zenginler ve kadrolar oluşturdu. Bugünkü hükümete eski Büyükşehir kadroları hakimdir.

Özet olarak AKP karşı devrimi, Siyasi- sosyal ve ekonomik alanda ulusal değerlerin tahribi ve türban dahil, 85 yıldır oluşan değerlerimizin yozlaştırılması üstüne kurdu.

EKONOMİDE TAM BAĞIMSIZLIKTAN TUTSAKLIĞA GİDEN YOL

Atatürk döneminde ekonomide temel yaklaşım, bağımsız ulusal politikalar oldu. 1923 ile 1933 arasında piyasa ekonomisine dayalı politikalar uygulandı… 1933- 1950 arasında ise devletçiliğin hakim olduğu politikalar uygulandı. Ancak felsefesi birbirine ters olmasına rağmen her iki dönemde de ulusal politikalar uygulandı. Bağımsız ekonomi hedef alındı.

AKP, tam bağımsız ekonomik yaklaşımın adeta rövanşını alıyor. Türkiye’de başta IMF olmak üzere dış güçler ve bunların içerideki ajanları ekonomide ulusal politikaları yozlaştırdı ve ekonomiyi tutsaklığa götürdü. AKP iktidarında ekonominin tutsaklığa dönüşmesi daha hızlı oldu.

AKP İktidarında, Türkiye cari açık yoluyla kan kaybetti. Bankalara yabancı sermaye hâkim oldu.  IMF’ ve AB çıpasına muhtaç kaldık. 

Borsaya sıcak para hâkim oldu.

1) Türkiye küreselleşmeden en fazla zararlı çıkan ülkedir

Ulusal politika uygulayan ülkeler, küreselleşme sürecinden daha avantajlı çıktı. Çin, Rusya, Brezilya ve Endonezya dış ekonomik ilişkilerinde cari fazla verdiler. Yani dış ekonomik işlemlerinden dolayı kazandıkları dövizler, kaybettikleri dövizlerden daha fazla oldu.  

Küresel süreçten en zararlı çıkan ülkelerden birisi ise Türkiye oldu. Türkiye, Polonya ve Yeni Zelanda’dan sonra Dünyada en fazla döviz açığı veren ülke oldu.

2002 yılından bu güne kadar AKP iktidarı döneminde Türkiye 120 milyar dolar cari açık verdi. Hükümet üyeleri cari açığı önemsiz gibi gösterdi. İlgili bakanlar sık sık , ‘’ finanse edildiği sürece cari açık önemli değil ‘’ diye beyanda bulundular.

CARİ İŞLEMLER AÇIĞI VEREN ÜLKELER              

                                     CARİ İŞLEMLER
                                      DENGESİ/GSYİH

Romanya                                 - 10,3

Yeni Zelanda                           -  8,8

Türkiye                                    -  8.0

Macaristan                              -  6,9

G.Afrika                                   -  6,4

Çek Cumhuriyeti                     -  4,2

Kolombiya                              -  2,2

Hindistan                                -  2,2

Polonya                                  -  2,1

Ukrayna                                   -  1,7

  

CARİ İŞLEMLER FAZLASI VEREN

                                    CARİ İŞLEMLER
                                    DENGESİ/GSYİH

Brezilya                                1,3

Şili                                          3,8

Endonezya                          2,7

Hong Kong                       10,2

G.Kore                                 0,7

Filipinler                              2,9

Rusya                                  9,8

Singapur                           27,5

Tayland                               1,6

Peru                                     2,6

kaynak : IMF , Reuters

 

 Gerçekte ise finanse edilmediği zaman zaten cari açık ortaya çıkmaz. Örneğin bir ithalatın yapılması için, önce döviz bulmak gerekiyor.

Cari açık ülkenin döviz kaybıdır. Şimdiye kadar bu açık sıcak para ve dış borçla finanse edildi. Sıcak para da kısa vadeli sermaye olduğu için, sonunda ülkeden çıkmaktadır. Üstelik spekülatif karlar elde ederek çıkmaktadır. Bunlar ülkenin kan kaybıdır.

Ayrıca, ekonomi kırılgan olduğu için, siyasi iktidarın gerçek hedefi anlaşıldığı için, Türkiye’nin riski daha yüksek kabul edilmekte ve bu nedenle gerek devlet ve gerekse özel sektör, diğer ülkelere göre daha yüksek faizle borçlanmaktadır.

Gelecekte bu borçları, faizleri ve kar transferlerini yine biz ödeyeceğiz. Ödediğimizde dışarıya giden faiz ve karların GSMH’ ya oranı büyüme oranından daha yüksek olursa, ülke fakirleşecektir. Toplum uzun zamanı görmediği için işin bu yanına bakamadı. Aldatıldı.

2) Sıcak para toplumu afyonladı,  faizlerin düşmesini önledi.

Sıcak para stoku 2002 yılında 8.9 milyar dolar iken AKP iktidarında 90 milyar artarak 100 milyar doları geçti. Sıcak para ile döviz bolluğu ve suni bir refah oluştu. Halk aldandı. Suudi sermayesinin etki alanı genişledi.

Türkiye’ye sıcak para getiren fonların sahibi belli değil. Bunların büyük bir bölümünün Suudi Arabistan’a ait olduğu tahmin ediliyor.

Başbakan da gerek özelleştirmede olsun, gerekse 2006 yılı ortasındaki sıcak para çıkışında olsun, Suudi sermayesine verdiği önemi belli etmiştir.

Ayrıca Suudi Kralı’nı gerek Cumhurbaşkanının ve gerekse Başbakanın devlet protokolü dışına çıkarak ziyaret etmeleri de Suudilere verilen önemi göstermektedir. Suudilerin halife olmak için, İslam ülkelerinde faaliyet gösterdikleri de açıktır.

Sıcak para nedeniyle, ülkede kırılganlık ve risk artmıştır. Bu nedenle ve ayrıca sıcak para çıkışını önlemek için faizler yüksek tutulmuştur. Türkiye faizlerin en yüksek olduğu ülkedir.

Ülkelere göre MB gecelik faiz oranları :

Türkiye ……. ..15.75

İzlanda …….....13.75

Brezilya……….11.50

G.Afrika……….10.50

Mısır ……………8.00

Hindistan……….7.50

Çin………………7.47

İngiltere ………..5.50

G. Kore…………5.00

Kaldı ki, Kredi faizleri, tüketici kredi faizleri yüzde 25 ile yüzde 30 arasında değişmektedir. Dünyada faizlerin aylık olarak ilan edildiği ve hesaplandığı tek ülke Türkiye’dir. Daha önemlisi banka ve kredi kartları faizleri yüzde 96’ya çıkmaktadır. Yüzde 8 enflasyonda yüzde 96 faiz uygulayan tek ülke yine Türkiye’dir.

3) Sıcak para ekonomide kırılganlık yarattı.

Sıcak para spekülatif sermaye olduğu için ve kırılganlığı artırdığı için, sıcak paranın gittiği ülkelere, sıfırdan yatırım yapan, uzun dönemli risk alan ‘’Doğrudan yabancı yatırım sermayesi ‘’gitmiyor. Türkiye’ye de 4 yıl önce gelen İzmit’teki otomotiv yatırımı dışında ciddi bir doğrudan yabancı yatırım sermayesi girmedi. Giren sermaye ya sıcak para, ya özelleştirmeden veya özel sektörden mevcut karlı şirketleri satın alan sermaye veya gayrimenkul satın alan sermaye şeklinde oldu.

Sıcak para da Türkiye’yi Dünyanın en kırılgan ekonomisi yaptı. Örneğin Ocak ayında yaşanan küresel dalgalanmada en fazla düşen İMKB oldu.

OCAK AYINDA BORSALAR

 Ülke                  Oran 
 ---------               -----------

En fazla düşen borsalar

Türkiye               -22.7

Çin                      -21.4

Rusya                 -16.1

Hindistan            -16.0

           

Artan Borsalar

Ürdün                  3.1

Fas                    10.2

( kaynak : Hürriyet , 10 şubat )

4) ithalatta dışa bağımlı olduk

Sıcak para girişi döviz arzını artırdı. Döviz arzı arttığı için kurlar düşük kaldı. YTL aşırı değer kazandı. Kurların düşük kalmış olması nedeniyle, sanayide kullanılan aramalı ve hammaddeyi ithal etmek, üretmekten daha ucuza geldi.. Bu nedenle Türkiye de ham madde ve aramalı üreten KOBİ’ ler zor durumdadır.

Bu durumu gözle görebiliyoruz. Örneğin 5 yıl önce, Adana’nın her tarafı beyaz pamuk tarlalarıydı. Bu gün tek- tük görüyoruz.

                                 2007 YILI İTHALATININ YAPISI :

                                             Milyar Dolar          Yüzde pay
                                               ---------------           ----------------

Toplam ithalat…………………170.0……… ………100.0

Yatırım malı …………………….27.0……………….. 15.9

Aramalı ve hammadde ………123.6…………………72.7

Tüketim  malı …………………..18.7…………………11.0

Diğer……………………………  0.7…………………0.4

Toplam ithalat içinde yatırım malı ithalatının payı yüzde 15.9 olurken aramalı ve hammadde ithalatının payı yüzde 72.7 oldu. Büyüme ithalata dayalı oldu. Sanayiciler ithalatçı oldu.

5)Yabancı vergi vermiyor. Haksız rekabet oluştu.

Yerliler borsadan satın aldıkları hisse senedini bir yıl içinde satar, borsa dışından satın aldıkları hisse senetlerini de iki yıl içinde satar ve kar elde ederlerse yüzde 10 vergi ödüyorlar. Yabancılar ise bu vergiyi ödemiyorlar. Ankara Üçüncü Vergi Dairesi , ‘’ Türkler vergi verirken yabancıların aynı konuda vergi vermiyor olması, Anayasanın 73. maddesindeki vergileme ilkesine aykırıdır. ‘’ diyerek iptali için Anayasa Mahkemesi’ne götürdü.

6) yüksek faiz yatırımları dışa kaydırdı.

Yüksek faiz, içeride yatırımları engelledi. Yatırımlar dışa kaydı. Türkler, Türkiye’de değil, dışarıda yatırım yapmaya başladı.

AKP hükümeti döneminde yurt dışına toplam 6.7 milyar dolarlık yatırım sermayesi gitti. Bu sermaye Türkiye ‘de yatırım yapsaydı, 60.000 kişiye iş yaratılacaktı.

Türklerin dışarıda yatırım yapmasının temel nedeni:

·        İçeride yüksek reel faiz

·        AKP ‘nin sanayideki teşvikleri kaldırması,

·        Ekonominin aşırı kırılgan olması,

·        Risklerin artması,

·        Hükümete ve uygulanmakta olan politikalara güvensizliktir. Bu nedenle TÜSİAD yeni bir Ekonomik Program istedi.

7) Bankalarda yabancı payı yüzde 40 oldu.

Toplam 37 banka yabancı sermayeli oldu. Bunlardan 13 banka yüzde 100 yabancı sermayeli oldu. 5 bankanın yüzde 90’dan fazlası yabancı sermayeli oldu. 6 bankanın yüzde 50’den fazlası yabancı sermayeli oldu.13 banka da yüzde 50 ‘ye kadar çeşitli oranlarda yabancı sermayeli oldu.

Yabancı bankaların pay sahibi olduğu bankaların toplam aktifler içindeki payı yüzde 39.4 ( yüzde 40 ) oldu.

TÜRK BANKACILIK SİSTEMİNDE YABANCI PAYI ( % )

BANKA ADI                       Y.SERM.PAYI                                            

-------------------                   ----------------------                                       

ABN Amro Bank                       100.0

Akbank                                      48.9

Alternatif Bank                             1.1

Arap Türk bankası                     65.0

Banca di Roma                         100.0

Bank Mellat                               100.0

Bank Pozitif Kredi ve Kalk.Bnk.  57.6

Calyon Bank Türk AŞ.              100.0

Citibank                                    100.0

Denizbank                                100.0

Deutsche Bank                        100.0

Finans Bank                              90.4

Fortis Bank                                97.9

Habib Bank                              100.0

HSBC bank                              100.0

JP Morgan Chase Bank N.A.   100.0

Merrill Lynch Yatırım Bank       100.0

Millennium Bank                       100.0

Sociele Generale                     100.0

Şekerbank                                47.7

Türk Ekonomi Bankası              56.6

Garanti Bankası                        71.8

Halk Bank                                 22.6

İş Bankası                                 21.2

TSKB                                        32.6

Vakıfbank                                  22.8

Taib Yatırım Bank                      99.0

İMKB Takas ve Saklama Ban     9.9

Tekfenbank                               93.2

Tekstil Bank                               10.6

Turkish Bank                               5.8

Turkland Bank                            91.0

West LB AG                             100.0

Yapı ve Kredi Bankası                52.1

Albaraka Türk Katılım Bankası   77.6

Asya Katılım Bankası                 31.8

Kuveyt Türk Katılım Bankası      80.2

 

Bankalar iç ve dış politikada önemli bir lobi işlevi görmektedir. Ülkenin ekonomik politikalarını yönlendirmektedir. Bu nedenle sanayileşmiş ülkelerde, İtalya’ da ve Almanya’ da, bankacılık sektöründe yabancı sermayenin payı yüzde 7 ile yüzde 10 arasında değişmektedir. 

8)özelleştirmede ve kamu ihalelerinde yabancıya sus payı arttı

Kamu İhale Kurumu 2007 yılında 40.6 milyarlık kamu ihalesi yaptı. Bu ihalelerin yüzde yüzde 55’i yabancıya açıldı. 2007 yılının ilk 9 ayında yabancıların aldıkları ihale toplamı 5.5 milyar YTL oldu. Oysa ki bir önceki yıl, 2006 yılında 0.6 milyar YTL idi (Kaynak: Dünya, 6 şubat 2008)

Özelleştirmede de, Telekom gibi doğal tekeller, blok satış yöntemiyle satılan kamu kurumları, yabancılara satıldı. Bugüne kadar yapılan toplam 30 milyar dolarlık özelleştirmede, işletmelerin yüzde 27 ‘si yani 8.1 milyar dolarlık kısmı yabancılara satıldı.   

Özellikle kamu altyapı yatırımlarının yabancılara satılması, ulusal politika uygulamanın önünü kapatmıştır.  Devletin istikrar politikası için kamu fiyatlarını kullanmasını engellemiştir.

HALK BORÇ HARÇ İÇİNDE KALDI. REFLEKSLERİ AZALTILDI.

Halkın bankalara 94 milyon YTL borcu birikti. Özel sektörün dış borcu 150 milyar dolara çıktı.

Halk bankalara olan borcu için enflasyonun üç katı faiz ödüyor. Borç anaparası ve faizlerinden korkuyor. Bu nedenle uzun vadeli düşünme refleksi azaldı. AKP bu durumu istismar ediyor.

Öte yandan 2002 yılında 41.5 milyar YTL olan özel sektörün dış borç stoku, 2008 başında 150 milyar dolara yükseldi. Özel sektör, hükümet değişir kur artarsa iflas etmekten korktuğu için sosyal olaylar karşısında ses çıkarmıyor. Kayıtsız kalıyor.   

BAŞBAKAN RÜZGAR EKTİ… FIRTINA BİÇECEK …

Milletvekilleri göreve başladıklarında, ‘’ Laik cumhuriyete, Atatürk ilke ve inkılâplarına bağlı kalacaklarına ‘’yemin ettiler. Türbana oy verenler bu yemine aykırı davranmış oluyorlar… Çünkü Türban kararından önce, Danıştay ve Anayasa Mahkemesi kararlarında ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında, türbanın laikliğe aykırı ve siyasi hayatta bir dini sömürü aracı haline geldiği ifade edilmişti.

Türban kararından sonra da, Avrupa basını bu kararın laikliğe ve Cumhuriyete darbe olduğu yorumunu yaptı.  İran Cumhurbaşkanlığından Biri ya, ‘’ Türban, İslam’ın Türkiye’de galip geldiğinin göstergesidir’’ diye beyanda bulundu.

Yine bu karardan sonra, DTP ‘den bir milletvekili, Tercüman’da yer alan beyanında  ‘’ayrılmayı tartışabiliriz ‘’ diyor.

Türbanı dünya ve toplum, laikliğe ve cumhuriyete vurulan bir darbe olarak yorumlarken, AKP ve MHP’ nin “Türban laikliği zedelemez”  demesinin hiçbir dayanağı kalmıyor.

Türban kararının burada da kalmayacağı ve toplumda anarşi yaratacağını herkes biliyor. Örneğin, üniversitelerde öğrenciler birleşip ‘’Bu üniversiteye türbanlı giremez ‘’ derlerse, karşılıklı çatışma çıkmaz mı?

Topluma bu kötü mirası Başbakan getirdi. Tayyip Erdoğan Başbakan olmadan yargılandığı bir şiiri nedeniyle toplum nezdinde mazlum duruma düştü. Toplumun bu iyi niyetini şiddetin mükafat görmesi olarak yorumladı. Başbakanlıkta da hep şiddet yarattı. Vatandaşa ‘’ ananı al git ‘’ dedi. Rektörleri ‘’otur oturduğun yerde ‘’ diyerek haşladı.

Şimdi Başbakan beyaz çarşaftan söz ederek, halkın duygularını sömürmek istiyor.

Türban kararı bu toplumda şok etkisi yaptı. Sosyal anarşiye dönüştü.   

Ne var ki, ülkelerin sosyal yapısına bağlı olarak sosyal anarşi ters de tepebilir. Birçok ülkede sosyal anarşi yaratanlar bu anarşinin altında kalabilir. Bizim toplum bıçak kemiğe dayanınca, daima ülke geleceğini ön planda tutan çözümler üretmiştir. Halkın tepkileri her zaman Atatürk’ün ‘’Mevzuu bahis vatan olunca gerisi teferruattır ‘’ sözünde özetini bulmuştur.