|
CARİ açığın en
büyük risk olduğunu artık kimse tartışmıyor...
Çünkü tartışmasız doğrudur.
Cari açığı önlemek ise bir niyet meselesidir. AKP
Hükümeti’nin böyle bir niyeti yoktur. Böyle bir
niyeti olmadığının birtakım göstergeleri vardır.
Orta vadeli ekonomik programda cari açık için
ayrılan özel bölümde yapısal çözümler, rekabeti
artıracak önlemler yoktur. Birtakım yüzeysel
temenniler mevcuttur. Ekonomi ile ilgili bakanlar,
çelişkili konuşmaktadır. Hükümet ‘yüksek faiz-
düşük kur’un getirdiği bu günün suni refahını
tercih ediyor... Cari açığın getirdiği görünmeyen,
örneğin dış borç sorunu, örneğin cari açık yoluyla
yurt dışına kaynak transferi gibi potansiyel
sorunları düşünmüyor.
Son iki senedir, büyüme oranı azalıyor... Buna
rağmen cari açık artıyor. Bu demektir ki cari açık
büyümeden dolayı ortaya çıkmıyor. Petrol
fiyatlarına gelince, petrol ithal eden tek ülke
biz değiliz. Petrole döviz gidiyor. Ancak
turizmden de döviz geliyor. Diğer petrol ithal
eden ülkeler, Çin dahil neden cari açık vermiyor?
Bu demektir ki, cari açığın tek nedeni düşük
kurdur. Düşük kur ihracatı zora sokuyor. Rekabet
gücümüz azalıyor. İthalatı ucuzlattığı için de
ithalat artıyor. Sonuçta dış ticaret açığı ortaya
çıkıyor.
Ne yapmalı?
CARİ açık hükümetin orta vadeli ekonomik programda
sayılan birkaç temenni ile çözülmez. Çünkü cari
açık bir ekonomik olaydır. Ekonomik, sosyal ve
siyasi olaylar, birbirini etkiler. Cari açığın
çözümü için, tutarlı bir iktisat politikası olması
gerekir. Bu politikalarında diğer sosyal ve siyasi
programlarla uyumlu olması gerekir.
Bu anlamda, önce bir yapısal dönüşüm programı
yapmak gerekir. Bu program içinde reel sektöre
daha fazla teşvik vererek, finans sektörüne karşı
reel sektörün gücünü yeniden artırmak gerekir. AKP
devleti zayıflattı. Devletin yeniden
yapılandırarak, kamu hizmetlerini daha etkin ve
daha verimli yapmasını sağlamak gerekir. İktisat
bilimi, üretim, istihdam ve paylaşımı inceleyen
bir bilimdir. Bu üçünde denge yoksa, ekonomide
istikrar yoktur. Bu nedenle ekonomik politikaları,
üretim, istihdam ve bölüşüm üstünde yapılandırmak
gerekir. İktisat, para ve mali politikaları,
tüketim - tasarruf dengesini, arz- talep
dengesini, faiz ve kur dengesini sağlayacak
şekilde düzenlemek gerekir.
Rekabet gücü önemli
BU çerçevede, ihracatta rekabet gücünü artırmak
gerekir. MB reel kur endeksine göre 2002’ye göre
bu gün döviz kurları yüzde 45.5 oranında daha
düşüktür. Bugün bir dolarlık ihracat yapanın eline
1.20 YTL geçiyor. Eğer kur düşük olmasaydı, gerçek
değerinde olsaydı bir dolarlık ihracat yapanın
eline 1.74 YTL geçecekti. İhracatçının rekabet
gücü artacaktı. Faiz yüksek olduğu sürece, kurları
artırmak ta mümkün olmaz. Çünkü yüksek faiz sıcak
para çekiyor. Özel sektörün dışarıdan
borçlanmasına yol açıyor. Bu yollarla ülkeye giren
döviz, kuru baskı altında tutuyor. Merkez Bankası
da zaman zaman ihaleleri azaltarak, bu süreci
hızlandırdı. Şu halde ihracata yeniden rekabet
gücü kazandırmak için, kuru artırmanın yolunu
bulmak gerekir. Kuru kısa dönemde artırmak, dış
borcu nedeniyle özel sektörü zora sokar. Üretimde
yüzde 70 oranında kullanılan ara malı ithalatının
durmasına neden olur. İthal edilen ara malı yerine
kısa sürede içeride de üretilemez. Zaman gerekir.
Bu zaman içinde üretimde daralma olur. Şu halde,
kur artışını tedricen sağlamak gerekir. Önce,
“dalgalı kur sisteminden, bir yıl içinde kontrollü
kur sistemine geçmek gerekir.” Sermaye
piyasasında, yerli ve yabancı sermaye arasında
haksız rekabete neden olan, vergi düzenini yeniden
kurmak gerekir. Yerli ve yabancı sermaye için
vergi yükü aynı olmalıdır. İçeride YTL faizi ile
döviz faizi arasında aşırı farkı kaldırmak
gerekir. Bunun için önce dövizlere verilen faizi
artırmak gerekir.
Sıcak paraya sınır
SICAK parayı sınır getirmek zorundayız. Aslında,
ekonomiye getirdiği kırılganlık ve riskler
nedeniyle sıcak paraya bütün dünya sınır
getirebiliyor. Örneğin, bir süre önce de, Alman
Hükümeti yabancı sermaye girişine sınır getiren
bir yasa tasarısının parlamentoya gönderdi.
Tasarıya göre, ulusal güvenlik açısından, yalnızca
bağımsız fon şeklindeki yabancı sermayenin
stratejik nitelikteki sektörlere yapacakları
yatırımların payı yüzde 25’i geçmeyecek.
Eğer bağımsız fonlar açısından Almanya güvenlik
endişesi duyuyor, buna karşılık Türkiye duymuyor
ise, bunun nedenini anlamak çok zordur.
Dünyadaki büyük fonların sahibi belli değil. Bu
nedenle kara para aklamakta da kullanılıyor. Şimdi
birçok ülke bu fonların kırılganlığı artırmasına
karşı, güvenlik riskine karşı önlemler alıyor.
Türkiye’de, gerek devletin fiyat stratejisi ve
gerekse güvenlik açısından, yalnızca bağımsız
fonlar değil, diğer spekülatif sermaye girişi için
de önlem almak gerekir. |