Prof. Dr. Esfender Korkmaz'ın web sitesine hoşgeldiniz

 
 


ANA SAYFA

 

BİYOGRAFİ

KONFERANSLAR

KİTAPLAR

TBMM FAALİYETLERİ

FOTOĞRAF GALERİSİ

 

CHP GENEL MERKEZ İSTANBUL ARAŞTIRMALAR FORUMU

 

KARS-ARDAHAN-IĞDIR


İktisat Fakültesi Mezun ve Mensupları Vakfı


İ.Ü. İktisat Fakültesi


E-Posta
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


 



 

 

 

TERCÜMAN gazetesi yazıları

 

8 Mayıs 2008 Perşembe

 

Ezberi bozmadan enflasyonu önleyemeyiz

ENFLASYON, arz talep makasının açılmasıyla başlayan bir süreçtir. Enflasyonu analiz ederken arz- talep dengesinin bozulmasına, enflasyonun kronik bir yapı kazanmasına hangi temel politikaların veya politikasızlığın yol açtığını analiz etmek gerekir.

Bizde maalesef, enflasyon oranları açıklandığında ekranın başına geçenler, enflasyonu hemen mevsimlik etkilere, petrol ve gıda artışına bağlarlar. Şimdi, nisan ayındaki yüksek enflasyon oranları da gıda ve petrol fiyatlarındaki artışa bağlanıyor.

Elbette, petrol ve gıda fiyatlarındaki artış, enflasyonu olumsuz etkilemektedir. Ancak petrol fiyatları bütün dünyada artıyor... Bütün dünyada aylık yüzde 4.5 oranında enflasyon mu var? Türkiye’de 2007 yılında da mı gıda fiyatları arttı? Fiyat artışı enflasyon değildir. Fiyatlar genel düzeyinin bir defa artması enflasyon değildir. Enflasyon bir süreçtir.

Nisan enflasyonuna bakarsak, TÜFE’de gıdadan daha fazla artan harcama gurupları olduğunu görebiliriz.

Nisan ayında en yüksek artış yüzde 11.69 ile giyim ve ayakkabıda oldu. Ulaştırmada 2.38, gıdada ise yüzde 1.1 oldu.

Yine ÜFE’de nisan ayı enflasyonu tarım sektöründe yüzde 2.87 oldu. Buna karşılık sanayi de 4.90 oldu.

Aynı şekilde ÜFE’de petrolden daha çok artan alt sektörler var... Örneğin, metal cevheri de petrol gibi sanayide girdi oluyor ... Ve nisan ayındaki artış oranı yüzde 19.40 oldu. Ana metal sanayindeki artış 11.62 ve petroldeki ürünlerindeki artış ise 11.63 oldu.

AKP’nin ekonomi politikası yoktur

ENFLASYON, 2001’deki yangın söndürme programında, çalışanın reel gelirini düşürerek, tarım desteklerini yarıya indirerek, dalgalı kur sistemi ve sıcak ve spekülatif sermaye girişi yoluyla kuru düşük tutarak, enflasyonun düşürülmesi planlandı. 2004 başında enflasyon yüzde 10 oldu. Bu güne kadar da yüzde 10 dolayında sürüyor. Çünkü kurların düşük tutulması, ithal ara malı ve ithal tüketim malının fiyatını düşürdü. Ancak yapısal sorunlar çözülmedi.

AKP Hükümeti’nin 2004 yılında, kur politikasını, ithalata bağımlı yatırım politikasını, sektörler arası dengesizliği ortadan kaldıracak, devlette yeniden yapılanmayı sağlayacak yeni bir “ulusal ve dinamik bir yapısal dönüşüm programı” yapmalıydı. Bunu yapmadı, enflasyon kronik yapı kazandı.
Şimdi nisan ayında enflasyonun artmasına neden olan söz konusu yapısal sorunlar başta geliyor. Bu çerçevede kur artışları olduğu gibi enflasyona yansıyor. Örneğin 2008’in ilk 4 ayında döviz sepeti yüzde 8.98 oranında reel değer kazandı. Kur artışı, sanayideki payı yüzde 70’e ulaşan işlenmiş ara malının fiyatını artırdı. Mart ve nisan aylarında maliyet artışı olarak ÜFE’ye yansıdı.

Demek ki, dalgalı kur sistemini değiştirmek ve ekonomiyi ithal bağımlı ekonomi olmaktan çıkarmak gerekir. Dalgalı kur sisteminin tam tersi, “sabit kur rejimidir” ve yanlıştır. İkisi arasında yer alan “kontrollü kur sistemine” geçmek gerekir. Elbette kur sistemindeki değişme tek başına çözüm olamaz. Bu rejimi, yapısal dönüşüm programı içinde yapmak gerekir.

Mali yapıda kaçak var

ÖTE yandan, aynı program içinde, bu günkü mali yapıyı da değiştirmek gerekir.

Mart ayında bütçe açığı 4.9 milyar YTL oldu. Ocak- mart döneminde ortaya çıkan açık geçen yıla göre yüzde 31.2 oranında arttı. Üstelik AKP Hükümeti özelleştirme gibi gelirleri doğrudan Hazine nakit hesabında tutuyor. Oradan harcıyor.

Çözüm için, yine yapısal dönüşüm programı içinde mali sistemde açık kapıları kapamak ve devlette tek bütçe sistemine gitmek gerekir.