|
ENFLASYON, arz
talep makasının açılmasıyla başlayan bir süreçtir.
Enflasyonu analiz ederken arz- talep dengesinin
bozulmasına, enflasyonun kronik bir yapı
kazanmasına hangi temel politikaların veya
politikasızlığın yol açtığını analiz etmek
gerekir.
Bizde maalesef, enflasyon oranları açıklandığında
ekranın başına geçenler, enflasyonu hemen
mevsimlik etkilere, petrol ve gıda artışına
bağlarlar. Şimdi, nisan ayındaki yüksek enflasyon
oranları da gıda ve petrol fiyatlarındaki artışa
bağlanıyor.
Elbette, petrol ve gıda fiyatlarındaki artış,
enflasyonu olumsuz etkilemektedir. Ancak petrol
fiyatları bütün dünyada artıyor... Bütün dünyada
aylık yüzde 4.5 oranında enflasyon mu var?
Türkiye’de 2007 yılında da mı gıda fiyatları
arttı? Fiyat artışı enflasyon değildir. Fiyatlar
genel düzeyinin bir defa artması enflasyon
değildir. Enflasyon bir süreçtir.
Nisan enflasyonuna bakarsak, TÜFE’de gıdadan daha
fazla artan harcama gurupları olduğunu
görebiliriz.
Nisan ayında en yüksek artış yüzde 11.69 ile giyim
ve ayakkabıda oldu. Ulaştırmada 2.38, gıdada ise
yüzde 1.1 oldu.
Yine ÜFE’de nisan ayı enflasyonu tarım sektöründe
yüzde 2.87 oldu. Buna karşılık sanayi de 4.90
oldu.
Aynı şekilde ÜFE’de petrolden daha çok artan alt
sektörler var... Örneğin, metal cevheri de petrol
gibi sanayide girdi oluyor ... Ve nisan ayındaki
artış oranı yüzde 19.40 oldu. Ana metal
sanayindeki artış 11.62 ve petroldeki
ürünlerindeki artış ise 11.63 oldu.
AKP’nin ekonomi politikası yoktur
ENFLASYON, 2001’deki yangın söndürme programında,
çalışanın reel gelirini düşürerek, tarım
desteklerini yarıya indirerek, dalgalı kur sistemi
ve sıcak ve spekülatif sermaye girişi yoluyla kuru
düşük tutarak, enflasyonun düşürülmesi planlandı.
2004 başında enflasyon yüzde 10 oldu. Bu güne
kadar da yüzde 10 dolayında sürüyor. Çünkü
kurların düşük tutulması, ithal ara malı ve ithal
tüketim malının fiyatını düşürdü. Ancak yapısal
sorunlar çözülmedi.
AKP Hükümeti’nin 2004 yılında, kur politikasını,
ithalata bağımlı yatırım politikasını, sektörler
arası dengesizliği ortadan kaldıracak, devlette
yeniden yapılanmayı sağlayacak yeni bir “ulusal ve
dinamik bir yapısal dönüşüm programı” yapmalıydı.
Bunu yapmadı, enflasyon kronik yapı kazandı.
Şimdi nisan ayında enflasyonun artmasına neden
olan söz konusu yapısal sorunlar başta geliyor. Bu
çerçevede kur artışları olduğu gibi enflasyona
yansıyor. Örneğin 2008’in ilk 4 ayında döviz
sepeti yüzde 8.98 oranında reel değer kazandı. Kur
artışı, sanayideki payı yüzde 70’e ulaşan işlenmiş
ara malının fiyatını artırdı. Mart ve nisan
aylarında maliyet artışı olarak ÜFE’ye yansıdı.
Demek ki, dalgalı kur sistemini değiştirmek ve
ekonomiyi ithal bağımlı ekonomi olmaktan çıkarmak
gerekir. Dalgalı kur sisteminin tam tersi, “sabit
kur rejimidir” ve yanlıştır. İkisi arasında yer
alan “kontrollü kur sistemine” geçmek gerekir.
Elbette kur sistemindeki değişme tek başına çözüm
olamaz. Bu rejimi, yapısal dönüşüm programı içinde
yapmak gerekir.
Mali yapıda kaçak var
ÖTE yandan, aynı program içinde, bu günkü mali
yapıyı da değiştirmek gerekir.
Mart ayında bütçe açığı 4.9 milyar YTL oldu. Ocak-
mart döneminde ortaya çıkan açık geçen yıla göre
yüzde 31.2 oranında arttı. Üstelik AKP Hükümeti
özelleştirme gibi gelirleri doğrudan Hazine nakit
hesabında tutuyor. Oradan harcıyor.
Çözüm için, yine yapısal dönüşüm programı içinde
mali sistemde açık kapıları kapamak ve devlette
tek bütçe sistemine gitmek gerekir. |