Prof. Dr. Esfender Korkmaz'ın web sitesine hoşgeldiniz

 
 


ANA SAYFA

 

BİYOGRAFİ

KONFERANSLAR

KİTAPLAR

TBMM FAALİYETLERİ

FOTOĞRAF GALERİSİ

 

CHP GENEL MERKEZ İSTANBUL ARAŞTIRMALAR FORUMU

 

KARS-ARDAHAN-IĞDIR


İktisat Fakültesi Mezun ve Mensupları Vakfı


İ.Ü. İktisat Fakültesi


E-Posta




































































































 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 






 

 

 

 



 

 


 

 

 

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU GÖRÜŞMELERİ

 

20 Kasım 2007 Salı

 

"Enflasyonda, büyüme kadar başarı var demek mümkün değil"


                                2008 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI İLE

2006 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI’NIN

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU GÖRÜŞME

TUTANAKLARI

 

BAŞKAN: Sait AÇBA (Afyonkarahisar)
BAŞKANVEKİLİ: Mehmet Altan KARAPAŞAOĞLU (Bursa)
SÖZCÜ : Hasan Fehmi KİNAY(Kütahya)
KÂTİP : Süreyya Sadi BİLGİÇ (Isparta)

 20.11.2007

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

 - Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı
 - Sermaye Piyasası Kurulu
 - Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu
 - Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı
 - GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı
 - Hazine Müsteşarlığı

 S Ö Z  A L A N L A R

BİRİNCİ OTURUM

 

1

 

 

 

Nazım EKREN Devlet Bakanı ve Başbakan Yrd.

İstanbul

1-18

Mehmet ŞİMŞEK Devlet Bakanı

Gaziantep

19-30

Turan EROL SPK Başkanı

 

30-33

Tevfik BİLGİN BDDK Başkanı

 

33-38

Mehmet GÜNAL

Antalya

38-47

Esfender KORKMAZ

İstanbul

47-51

Tuğrul YEMİŞCİ

İzmir

51-55

Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

Trabzon

55-61

 

 

 

İKİNCİ OTURUM

 

62

 

 

 

Harun ÖZTÜRK

İzmir

62-66

Gürol ERGİN

Muğla

66-71

Münir KUTLUATA

Sakarya

71-77

Mehmet Zekai ÖZCAN

Ankara

77-81

Ferit Mevlüt ASLANOĞLU

Malatya

81-86

Mustafa KALAYCI

Konya

86-89

Necdet ÜNÜVAR

Adana

89-91

Faik ÖZTRAK

Tekirdağ

91-96

Erkan AKÇAY

Manisa

96-99

Cahit BAĞCI

Çorum

99-102

Hasip KAPLAN

Şırnak

102-107

Mustafa ÖZYÜREK

İstanbul

107-112

Emin Haluk AYHAN

Denizli

112-117

Alaattin BÜYÜKKAYA

İstanbul

117-121

İbrahim HASGÜR

İzmir

121-123

 

 

 

SORULAR

 

123

 

 

 

Ferit Mevlüt ASLANOĞLU

Malatya

123

Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

Trabzon

123-125

Mehmet GÜNAL

Antalya

125-126

Tuğrul YEMİŞCİ

İzmir

126-127

Mehmet Mustafa AÇIKALIN

Sivas

127

Faik ÖZTRAK

Tekirdağ

127

Erkan AKÇAY

Manisa

127-128

Hasip KAPLAN

Şırnak

128-129

Halil AYDOĞAN

Afyonkarahisar

129

Nazım EKREN Devlet Bakanı ve Başbakan Yrd.

İstanbul

130-137

Mehmet ŞİMŞEK Devlet Bakanı

Gaziantep

137-148

Nazım EKREN Devlet Bakanı ve Başbakan Yrd.

İstanbul

148-150

Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

Trabzon

150-152

Mehmet GÜNAL

Antalya

152-153

Harun ÖZTÜRK

İzmir

153-154

Hasip KAPLAN

Şırnak

154

Mehmet ŞİMŞEK Devlet Bakanı

Gaziantep

154-155

Nazım EKREN Devlet Bakanı ve Başbakan Yrd.

İstanbul

155

 

 

 

ÖNERGE

 

156-163

 

 

 

Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

Trabzon

163

 

 

 

ÖNERGE

 

163-164

 

 

 

İbrahim ÇANAKCI Hazine Müsteşarı

 

165-167

 

 

 

ÖNERGE

 

168-169

 

 

 

Kapanma Saati : 21:13

 

 

  

Sayın Korkmaz, buyurun.

ESFENDER KORKMAZ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Sayın Başbakan Yardımcısı, Sayın Bakan, değerli bürokratlar ve basın mensupları; hepinizi saygıyla selamlarım.

Bugünkü bütçelerin, başta, hayırlı ve uğurlu olmasını dileyerek sözüme başlamak istiyorum. Benim konuşmam iki bölümde olacak değerli arkadaşlar: Birisi, kısaca bir durum tespiti yapmaya çalışacağım. İkincisi de, hangi iktisat politikalarını uygulamamız gerekir, ne yapmamız gerekir, bunu değerlendirmeye çalışacağım.

Değerli arkadaşlar, durum tespiti yaparsak çok kısa olarak, istikrar göstergeleri açısından büyüme var, ama büyümeyle ilgili de bazı sorular var.

1) Sürdürülebilir mi bir büyüme?

2) Sosyal kesimler bu büyümeden pay alıyor mu?

3) Bu büyüme istihdama yansıyor mu?

Bunu değerlendirmemiz gerekiyor.

İki: Yine istikrar göstergesi olarak enflasyon. ”Enflasyonda büyüme kadar başarı var.” demek mümkün değil, şuradan mümkün değil, çünkü, ÜFE Ocak 2004’te yüzde 10-12 dolayındaydı, TÜFE 2004 Mart’ında yüzde 10-12 dolayındaydı; bugün de yüzde 8-10 arasında değişiyor. Dolayısıyla, demek ki enflasyonda dört senedir önemli bir, yani, bu çekirdek enflasyonu, bu yapısal enflasyonu kırmış değiliz.

Üçüncüsü: İşsizlik konusunda. İşsizliği yalnızca arkadaşlar, işsizlik oranı olarak almamak lazım. İşsizlikte, işsizlik değil, Türkiye'nin istihdam sorunu var. İstihdam sorununda iş aramayan işsizleri de hesap etmemiz lazım ve iş gücüne katılım oranını da hesap etmemiz lazım. Bu takdirde istihdam  sorununu bu açıdan değerlendirmek zorundayız.

Dört: Cari açık. Cari açık, gayrisafi millî hasılanın yüzde 8’ini geçiyor, ama cari açığın kendisi kadar önemli olan, bunun hangi yolla finansmanıdır. Gelişmekte olan ülkelerde doğrudan doğruya yatırım, yabancı sermaye yatırımı olursa, yani -benim dediğim anlamda- gelip kazmayı vurup sıfırdan yatırım yapan, istihdam yapan, yaratan bir yabancı sermaye yatırımı olursa, bu cari açığın getirdiği sorunları çözer, aşar; ama Türkiye'de böyle bir yatırım yok. Türkiye'de bir transfer var, yani şirketlerin satılması, yerli sermayeden yabancı sermayeye transfer var. Bu doğrudan yatırım değil. Burada bir kavram karmaşası var. İki, cari açığın önemi, ayrıca, ülkenin rekabet gücünden geçer. Rekabet gücü ne kadar var ülkenin? Ülkenin döviz kazanma potansiyeli nedir? Buna da bakmak lazım ve dış borç, ülkenin dış borç stoku, potansiyel faiz, kaynak olarak faiz çıkışı ve kâr çıkışı ülkeden ne olacaktır? Bütün bunlara bakarak cari açığın büyüklüğü yahut da ağırlığını tartışmak gerekiyor.

Beşincisi: Kırılganlık. Kırılganlığı sıcak para yaratıyor, ama sıcak para aynı zamanda, bugün, faizi kontrol ediyor, kuru kontrol ediyor, dış ve iç politikayı kontrol ediyor. Aslında sıcak para da kısa vadeli dış borçtur, ama spekülatif kârlar sağladığı için pahalı bir dış borçtur.

Altı: Reel sektörle durum tespiti yapıyoruz, reel sektörle finans sektörünün arasındaki denge kayboldu, finans sektörü âdeta balon yaptı, bunu borsanın, sermaye piyasasındaki hareketlerden anlıyoruz, şirketlerin kârlılıklarından anlıyoruz, yatırımlardan anlıyoruz.

Ve nihayet, yedincisi: Dış borç stoku arttı. Dış borç stokunu yalnız kamu olarak almamak lazım, ister özel ister kamu olsun Türkiye'nin dış borcu önemlidir; çünkü kısa vadeli borçlar özelin de olsa, devletin de olsa kırılganlık yaratır ekonomide, bir. İki, özel veya kamu dış borç alındığında ülkeye kaynak girişi olur, gayrisafi millî hasılayı olumlu etkiler; çıkışında olumsuz etkiler. Üç, ister özel sektör, ister devlet dış borç alsın yahut ödesin, döviz girişi-çıkışı olur, çünkü döviz arz ve talebini etkiler. Yalnızca YTL yeterli değil dış borç için onu bir de dövize çevirmek lazım. Demek ki, dış borç stokunun artması da mevcut durumda bir sorun.

Şimdi, arkadaşlar, bu sorunların nasıl üstesinden geliriz? Hangi politikaları uygulamamız lazım? Şimdi, bu tabii, çok uzun zaman alacağı için ben, hangi araçları, nasıl kullanmamız gerekir yalnızca onlara değineceğim.

Şimdi, bir defa mevcut kur politikası, dalgalı kur politikası değişmelidir. Bunu bir günde değiştirmek mümkün değil tabii, yumuşak bir inişle değiştirmek lazım. Neden değiştirmek lazım? Arkadaşlar, şimdi, dalgalı kur sisteminin esası, döviz kurlarını otomatik olarak ayarlamaktır, yani, cari fazla verince kurlar, döviz ihtiyacı artacak, kur düşecek; cari açık verince, döviz ihtiyacı… Döviz fazlası verince döviz arzı artacak, kur düşecek; döviz açığı verince, döviz talebi artacak, kur yükselecek. Ama bu dengeyi sağlayamadı. Neden sağlayamadı? Bakın, şimdi, iç ve dış faizler arasında 10-15 puan fark olursa, yahut reel olarak 8-10 puan fark olursa sıcak para girişini önleyemezsiniz, sıcak para girişi kırılganlık yaratır.

Türkiye'de dolarizasyon var, bir de üstelik döviz, Türkiye'de Türk halkı tarafından bir tasarruf aracı olarak kullanılıyor. Dolarizasyon olduğu bir ülkede döviz arz ve talebini piyasa sağlayamaz, piyasanın etkinliği kalmaz. Onun için dolarizasyonun olduğu bir ülkede dalgalı kur sistemi uygulanmaz. Vadeli döviz işlemleri…

ALAATTİN BÜYÜKKAYA (İstanbul) – Nasıl bir kur…

ESFENDER KORKMAZ (Devamla) – Söyleyeceğim Alaattin. Nasıl sınıfta öğrettimse, burada da öğreteceğim.

ALAATTİN BÜYÜKKAYA (İstanbul) – Ama orada kaldı Hocam.

ESFENDER KORKMAZ (Devamla) – Dalgalı kur sistemi…

Şimdi, arkadaşlar, bakın, vadeli döviz işlemleri yoksa bir ülkede, o ülkede dalgalı kur sistemi uygulanmaz. Çünkü vadeli döviz işlemleri, önemli ölçüde kurları belirleyen, uzun vadede, bir faktördür.

Şimdi, geldik Alaattin’in cevabına. Arkadaşlar, Türkiye'ye kontrollü kur sistemi uyar. Kontrollü kur sistemi Türkiye gibi piyasanın yeteri kadar gelişmemiş, döviz arz ve talebinin piyasa tarafından belirlenmesinin etkin olmadığı ülkelerde kontrollü kur sistemi uygulanır. Bu kur sistemi bugün, Polonya dışında Doğu Avrupa ülkelerinde uygulanmaktadır ve gelişmekte olan ülkelerin çoğunda uygulanmaktadır. Onun için Türkiye'de kontrollü kur sistemini uygulamak lazım, ama söylediğim gibi, buna yumuşak inişle, bir zaman vererek geçmek lazım, bir. İki, faiz dışı bütçe fazlasını kaldırmak lazım. Yerine bütçe açığının en aza indirilmesi politikasını benimsemek lazım.

Şimdi, neden kaldırmak lazım? Faiz dışı bütçe fazlası Türkiye'de etkili olmuyor. Neden olmuyor? Bir defa kamu borç anapara ödemeleri, biliyorsunuz, bütçe dışında. Yani, Hazine istediği zaman bütçe dengesine bakmadan borçlanabiliyor, nakit dengesine bakarak borçlanabilir. İki, bütçeler esnek değil, yani, faiz, sosyal güvenlik ödemeleri, açıkları ve personel ödemeleri, ödenekleri bütçenin esnek olmasını önlüyor. Bütçe esnek olmayınca, siz faiz dışı fazla oranını zorla tutturacaksınız. Ne yapacaksınız? Altyapı yatırımlarını kısacaksınız. Altyapı yatırımlarını kısmak bir ülkede yatırım eğilimini düşürür. Özel sektörün yatırım şevkini, hevesini kırar. Onun için faiz dışı bütçe fazlası uygulamak da uygun değil. Ayrıca, faiz dışı bütçe fazlası uygulamanın yerine, Türkiye'de, söylediğim gibi, bütçe açıklarını en aza indirgeyen bir çözüm bulmak lazım.

Şimdi, ayrıca faiz dışı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Hocam…

ESFENDER KORKMAZ (Devamla) – … bütçe fazlasının uygulamasını önleyen, yani etkinliğini azaltan bir başka faktör… Şimdi bakın, özelleştirme gelirleri ne oluyor, Telekom dışında? Hazineye gelir kaydediliyor değil mi, nakit gelir kaydediliyor. Şimdi, oradan Hükûmet. eğer kamu hizmetlerini yapmak için onu kullanırsa, KÖYDES, şu bu yollarla, peki, o zaman bu faiz dışı bütçeye ne kadar yansıyacak? Faiz dışı bütçe oranını bu ne kadar etkileyecek? Dolayısıyla kontrol kalmayacak, yani faiz dışı bütçe fazlasının ortaya çıkardığı kontrolü yapamayacaksın. Onun için bu sistemi terk etmemiz lazım.

Beşincisi: Sektörel yapıyı değiştirmek lazım. Yani yapısal önlemlerden Türkiye'de yalnızca, yasa çıkarmak anlaşılıyor, üç tane sosyal güvenlik kurumunun birleştirilmesi anlaşılıyor. Sektörel yapıda değişme anlaşılmıyor. Oysaki gerçek anlamda yapısal değişim, sektörel yapıda değişim, reel sektörle finans sektörünün arasındaki dengeyi kurmaktır.

Bu nasıl olur? Bu kaynak dağılımını etkin sağlamakla olur. En verimli sektörlere, en verimli alanlarda, etkin olan, kaynak dağılımında etkinlik, en verimli sektörlere kaynakların aktarılmasıyla olur. Peki, nasıl olur bu? Kurumlar vergisini indirirseniz, bu konjonktürel etki yapar, tüm yatırımları etkiler. Demek ki, selektif nitelikte bir teşvik sistemi getirmek lazım. Onun memnuniyetle getirileceğini görüyoruz.

Arkadaşlar, altıncısı: Bakın çok önemli, altyapının özelleştirilmesinden Türkiye vazgeçmelidir. Altyapıyı özelleştirirseniz, siz, piyasa ekonomisinin önünü tıkarsınız, çünkü piyasada etkinlik kalmaz, çünkü altyapı bir yerde, eğer özel sektöre devrederseniz, piyasada tekelleşme yaratmış olursunuz, altyapıya bağlı yapılar, altyapıya bağlı yatırımlar piyasada tekelleşmeye yol açar. Üretim planlaması yapamazsınız. DPT’nin o zaman planlaması boşuna gider ve eğer altyapıyı siz özelleştirirseniz devletin bir fiyat stratejisi olmaz. Durgunluk zamanlarında devlet, altyapı yatırımlarının fiyatını, daha doğrusu hizmetlerin fiyatını düşürür, efendim, ekonomide canlanma yaratmak için; tersine artırır, ekonomiyi frenlemek için. Bu araçtan yoksun olursanız, elbette ki piyasa ekonomisinin de önünü açamazsınız.

Yedi: Arkadaşlar, enflasyon hedeflemesi de, üzülerek söylüyorum, Türkiye'de yanlış uygulanmıştır, yanlış zamanda uygulanmıştır. Enflasyon hedeflemesi için Türkiye'de altyapı yok. Neden yok? Bir defa, faizi kontrol edemiyorsunuz. Enflasyon hedeflemesinin en önemli aracı faizdir. Tüm araçları, tüm iktisat politikası ve mali politika araçlarını enflasyona göre yöneteceksiniz, ama siz faizi yönetemiyorsunuz, sıcak para yönetiyor. Dolayısıyla burada faizi yönetemeyince, enflasyon hedeflemesinin tutmasını da bekleyemezsiniz.

Enflasyon hedeflemesinin uygulandığı ülkelerde ilk iki yılda başarılar elde edilmiştir. İşte, on yedi ülkeydi belki yeni uygulayanlar da var. Tersine, enflasyon hedeflemesinde eğer hedefi tutturamazsanız, Merkez Bankasının kredibilitesi düşüyor ve risk artıyor ve faizleri düşürme, faizler rijit hâle geliyor, düşüremiyorsunuz. Onun için enflasyon hedeflemesine erken gidilmiştir, enflasyon hedeflemesine Türkiye'de yapısal dönüşüm yapıldıktan sonra, reel ve finans sektörü arasındaki dengeler kurulduktan sonra gitmek lazımdır.

Tekrar bütçelerin hayırlı olmasını diliyorum. Hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Efendim, teşekkür ederiz.

……..