|
DİKKAT edersek, gerek medyada
ve gerekse kişi ve kurumların görüşlerinde,
ekonomik sorunlar, kısa vadeli ekonomik sorunlara
bağlı olarak tartışılıyor... Tartışmaların yüzde
doksanı kur, faiz ve borsa üçgeni içinde
geçiyor...
İstikrar konusunda tartışılan konular ve önerilen
çözümler ise "dalgalı kur rejimi" ve "faiz dışı
fazla" "mali disiplin" gibi önlemler
ağırlıklıdır... özellikle
Maliye Bakanı, ekonomik performansın tek ölçütü
olarak, devlet bütçesini ve borç göstergelerini
vermektedir.
Ekonomik olayların bu çerçevede tartışılmasının
iki temel nedeni var:
1) Finans sektörü, borsada işlem yapan spekülatif
sermaye ve bunların medyasının işine böyle
geliyor. Bu sektörler piyasaya hakimdir. Kısa
sürede spekülatif kar elde etmek istiyorlar. Uzun
dönemli düşünmüyorlar. Yanlışları da buradadır.
Çünkü kısa dönemde riskler de yüksektir. Bazı
bankalar yurt dışında ciddi bankaların girmeyeceği
mortgage gibi riskli piyasalara girmiştir.
Hükümet günübirlik bakıyor
2) Hükümetin uzun vadeli yapısal çözümler işine
gelmiyor. Yapısal sorunların çözülmesi maliyet
gerektirir. Hükümet bu maliyetlere girmek
istemiyor. Ancak bu defa da piyasalarda
kırılganlık artıyor. Siyasi iktidarı ve toplumu
daha kötü kader bekliyor.
Gerçekte ise ekonomik istikrar sorunun temelinde,
iktisat biliminin iki temel unsuru arz ve talep
sorunu yatmaktadır...
Bölüşüm sorunu talep yapısını etkilemiştir...
İşsizlik ile çalışanların reel gelirindeki
gerileme, iç borç faizleri ve uygulanan teşvik
politikaları gelir dağılımının aşırı bozulmasına
ve talep yapısının çarpık bir nitelik kazanmasına
neden olmuştur. Otomobil, beyaz eşya gibi ürünlere
olan talep artmıştır... Buna karşılık zaruri
mallara olan talep daralmıştır.
Yine iç borçlara ödenen yüksek reel faiz, düşük
kur politikası, arz yapısını bozmuştur...
İthalatın artmasına ve yatırım hacmi daralmasına
yol açmıştır.
Sorun arz-talep dengesidir
ORTA ve uzun dönemde arz-talep dengesinin
sağlanması ve neticede istikrar sorununun çözümü
için, gelir dağılımı ve istihdam öncelikli
politikaların uygulamaya sokulması gerekir.
Öte yandan, ekonomi yönetiminin de şeffaflaşması
gerekiyor... Ekonomi yönetimi piyasalara yanlış
sinyaller verirse, gerçekleri bilenle bilmeyenler
arasında haksız rekabete yol açmış olur.
Özellikle TÜİK son iki yıldır rakamları çarpıtarak
piyasaya yanlış sinyaller veriyor. Piyasa zaten
şeffaf değil... Eğer bir de ekonomi yönetimi aynı
piyasayı yanlış bilgilendirirse, bu durum
piyasadaki belirsizliği ve kirlenmeyi
tırmandırır.. |