Prof. Dr. Esfender Korkmaz'ın web sitesine hoşgeldiniz

 
 


ANA SAYFA

 

BİYOGRAFİ

KONFERANSLAR

KİTAPLAR

GÖZCÜ YAZILARI

FOTOĞRAF GALERİSİ

 

CHP GENEL MERKEZ İSTANBUL ARAŞTIRMALAR FORUMU

 

KARS-ARDAHAN-IĞDIR


İktisat Fakültesi Mezun ve Mensupları Vakfı


İ.Ü. İktisat Fakültesi


E-Posta




































































































 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
















 

 

 

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU GÖRÜŞMELERİ

 

1 Kasım 2007  Perşembe

 

"Dalgalı kur yerine, kontrollü kur sistemi uygulanmalıdır"


 

2008 MALÎ YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI

İLE 2006 MALÎ YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU

TASARISI’NIN PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU

GÖRÜŞME TUTANAKLARI

 

BAŞKAN: Sait AÇBA (Afyonkarahisar)
BAŞKANVEKİLİ: Mehmet Altan KARAPAŞAOĞLU (Bursa)
SÖZCÜ : Hasan Fehmi KİNAY (Kütahya)
KÂTİP : Süreyya Sadi BİLGİÇ (Isparta)

 

01.11.2007

 İ Ç İ N D E K İ L E R

- Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı
- Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Başkanlığı
- Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı
- Basın-Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü
- Gümrük Müsteşarlığı
- Vakıflar Genel Müdürlüğü
- Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü
- Dış Ticaret Müsteşarlığı
- İhracatı Geliştirme Etüt Merkezi
- Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu
- Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü

 

S Ö Z  A L A N L A R

 

BİRİNCİ OTURUM

 

1

 

 

 

Hayati YAZICI Devlet Bakanı ve Başbakan Yrd.

İstanbul

1-15

Mehmet AYDIN Devlet Bakanı

İzmir

15-22

Cemil ÇİÇEK Devlet Bakanı ve Başbakan Yrd.

Ankara

22-26

Kürşad TÜZMEN Devlet Bakanı

Mersin

26-35

Mustafa ÖZYÜREK

İstanbul

36-40

Esfender KORKMAZ

İstanbul

40-43

Mehmet Zekai ÖZCAN

Ankara

43-46

Necdet ÜNÜVAR

Adana

46-48

Ferit Mevlüt ASLANOĞLU

Malatya

49-52

Kerem ALTUN

Van

52-55

Hasip KAPLAN

Şırnak

55-58

Mustafa KALAYCI

Konya

58-62

Mustafa KABAKÇI

Konya

62-63

Emin Haluk AYHAN

Denizli

63-66

 

 

 

İKİNCİ OTURUM

 

67

 

 

 

Erkan AKÇAY

Manisa

67-70

Faik ÖZTRAK

Tekirdağ

70-73

Tuğrul YEMİŞÇİ

İzmir

73-76

Harun ÖZTÜRK

İzmir

76-79

Mehmet Mustafa AÇIKALIN

Sivas

79-81

Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

Trabzon

81-88

Mehmet GÜNAY

Antalya

88-91

Gürol ERGİN

Muğla

91-93

Bülent BARATALI

İzmir

93-96

Münir KUTLUATA

Sakarya

96-99

Sadık BADAK

Antalya

99-102

Gültan KIŞANAK

Diyarbakır

103-106

Ali ER

Mersin

106-109

Ali UZUNIRMAK

Aydın

110-112

Osman COŞKUNOĞLU

Uşak

112-113

 

 

 

SORULAR

 

113

 

 

 

Esfender KORKMAZ

İstanbul

113-114

İbrahim HASGÜR

İzmir

114

Ertuğrul KUMCUOĞLU

Aydın

115

Erkan AKÇAY

Manisa

115

Harun ÖZTÜRK

İzmir

115

Alaaddin BÜYÜKKAYA

İstanbul

116

Ferit Mevlüt ASLANOĞLU

Malatya

116

Mustafa KAPAKCI

Konya

116

Hasip KAPLAN

Şırnak

117

Münir KUTLUATA

Sakarya

117-118

Osman COŞKUNOĞLU

Uşak

118-119

Gültan KIŞANAK

Diyarbakır

119

Mehmet GÜNAL

Antalya

119

Cemil ÇİÇEK Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı

Ankara

120-121

Hayati YAZICI Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı

İstanbul

122-131

Mehmet AYDIN Devlet Bakanı

İzmir

131-139

Kürşat TÜZMEN Devlet Bakanı

Mersin

139-151

 

 

 

MADDELER

 

152-160

 

 

 

Kapanma Saatı: 20:06

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BAŞKAN – Sayın Esfender Korkmaz buyurun efendim.

ESFENDER KORKMAZ (İstanbul) – Teşekkür ederim efendim, saygılar sunuyorum.

Efendim, benim on dakikayla sınırlı olması açısından değineceğim konu yalnızca Türkiye'nin rekabet gücü. Türkiye'nin rekabet gücü küreselleşme süreci içerisinde çok önemli, çünkü bu süreç içerisinde Türkiye kârlı mı çıkıyor, zararlı mı çıkıyor? Bu tamamıyla Türkiye'nin rekabet gücünün ölçülmesiyle yahut nerde olmasıyla ortaya çıkacaktır.

Şimdi değerli arkadaşlar, çok önemli bir konu bakıyorum üç gündür sayın değerli bakanların hepsi bundan önceki beş yılla, yani bugüne kadar olan beş yılla bundan önceki beş yılı karşılaştırıyorlar hep ve dolayısıyla bununla ilgili istatistiki veriler sunuyorlar. Şimdi arkadaşlar, biraz insaf etmek lazım 1997 ile 2001 yılı arasındaki beş yıl dünyada bir kriz yılıydı. Yani 1997’de Asya krizi, 1998’de Rusya krizi, 2001 yılında Arjantin ve Türkiye krizi. Şimdi kriz dönemiyle, kriz sonrası dönemi karşılaştırmak çok inandırıcı olmuyor, çok doğru da değil. Yani çok doğru da değil ekonomik açıdan. Yani ben 2007 ile 2012’ye bakıyorum, acaba dünyadaki konjonktürün belirli bir şişme noktasından sonra nereye gidecek? Şimdi, burada, tabii, bu madalyonun görünen tarafını birde bütün bakanlar açıklıyor, ama görünmeyen tarafı da var. işte bu görünmeyen tarafından birisi de Türkiye'nin rekabet gücünü kaybetmesidir.

Arkadaşlar, Türkiye'nin rekabet gücünü kaybetmiş olmasının en iyi göstergesi dış ticaret açığı ve cari açıktır, ayrıca tabii ithalat artışıdır, ithalat artışının ihracat artışından yüksek olmasıdır. Şimdi büyüme… Makul düzeyde bir açığın, dış açığın, büyüme gibi, efendim teknoloji ithali gibi nedenlerle, gelişmekte olan ülkelerde makul bir düzeyde olması kabul edilebilir görülmektedir. Ancak bizim son beş yılda dış ticaret açığımız 197 milyar dolar oldu, bakın dış ticaret açığımız. Cari açığımız, yani döviz kaybımız 113 milyar dolar oldu. Şimdi bu tablo Türkiye'nin rekabet gücünü ne kadar kaybettiğini gösteriyor. Bunun nedeni tabii önemli ölçüde uygulanan kur politikasına bağlı, yani dalgalı kur sistemine bağlı. Türkiye birdenbire sabit kur sisteminden dalgalı kur sistemine geçti, oysaki gelişmekte olan ülkelerin çoğunda ve özellikle Doğu Avrupa ülkelerinde kontrollü kur sistemi uygulanıyor. Dolayısıyla Türkiye’de dalgalı kur sisteminin getirdiği reel kur endekslerinin yükselmesiyle YTL’nin aşırı değer kazanması Türkiye'nin rekabet gücünü kaybettirdi, düşürdü. Bakın Merkez Bankası reel kur endeksine göre, eğer 2002’yi 100 alırsak 2007’de YTL yüzde 44,6 değerlenmiş, yani 2006 Eylülü 2007 Eylülüne göre yüzde 44,6 değerlenmiş.

Şimdi sepete bakacak olursak 1 dolar 0,77 eurodan oluşan sepete, 2002’de bu sepet 2.981 YTL, 2007’de 2.670 YTL oysa ki bunun Merkez Bankası reel kur endeksine göre 4.310 olması gerekiyor. Yani ihracatçının eline bugün bir sepet karşılığı, bir kur sepetiyle sattığı malın karşılığında ihracatçının eline 4 lira 310 kuruş geçmesi gerekirken şimdi 2 lira 670 kuruş geçiyor.

Şimdi arkadaşlar, bu, elbette ki bu rekabet gücünün kaybolmasına ve dolayısıyla ithalatın ihracattan daha çok artmasına neden olacaktır. Şimdi bunun bir kısmı, yani bu YTL’nin aşırı değer kazanmasının bir kısmı verimlilik artışıyla telafi edildi. Ama arkadaşlar, şimdi Sayın Bakan da söyledi verimlilik artışı. Ee Çin’de de verimlilik artışı var, yani sizin rekabet gücü, yalnız siz verimlilik artışı sağlamıyorsunuz ki rekabet gücünüz diğer ülkelere göre artsın. Vergi ve destekler var. bütün ülkelerde var vergi ve destekler. Şimdi tabii, ihracatta ara malının artması da -Mustafa Bey’in de söylediği gibi- o da bir faktör oldu, o da ihracatta rekabet gücünü telafi edici bir unsur oldu, ama bu ne olursa olsun, Sayın Bakan, ne kadar dinamik, ne kadar koşan olursa olsun bunlar hiçbir şekilde uygulanan politikalar ortaya çıkardığı ihracatta rekabet gücünün kaybını önleyemez. Çünkü, Çin’de, Çin parası yuan eğer değerli olmuyorsa sizin paranız bu kadar değerli oluyorsa artık diğer verileri kabul etmeyin, tamamıyla rekabet gücünüz kura bağlı oluyor.

Şimdi, arkadaşlar, değerli YTL’nin getirdiği sonuçlar da var, olumlu sonuçlar, bunların birisi enflasyon. Ama, dikkatinizi çekerim, enflasyon 2004 yılının mart ayında, nisan ayında -açın bakın- yani dört yıl önce yüzde 10-12 seviyesindeydi, bugün de aynı seviyede yahut da üç dört puan düşük. Şimdi dolayısıyla, enflasyonda bir düşme var, bugün yüzde 8, o gün yüzde 12’ydi. Açın bakın, yani okuma yazma biliyorsunuz, gülmek yerine açar bakarsınız. Şimdi, arkadaşlar, kur artışı olursa tabii enflasyon eskisi kadar olmasa da tekrar artacak.

Şimdi, açıklara geçelim tabii getirdiği sonuçlardan. Söylediğim gibi, 197 milyar dolar dış ticaret açığı var, 113 milyar dolar da cari açık var. Bunlar önemli maliyet unsurlarıdır. Özellikle cari açık, Türkiye açısından önemli bir maliyet unsurudur. Şimdi, bunların finansmanı, tabii hep Hükûmet diyor ki “Efendim, finanse edilebiliyor.” Ee, zaten finansmanı bulunmazsa açık olmaz, yani finansmanını sağlamazsanız önce hangi malı ithal edeceksiniz? Onun için, eğer dış açığın, cari açığın finansmanı sıfırdan yatırım yapan, uzun dönemli risk alan yabancı yatırım sermayesiyle karşılanırsa, gelişmekte olan ülkeler de bu açığı telafi edebilir, ama bizimki neyle karşılanıyor? Sıcak para, dış borç ve varlık satışıyla. Şimdi, peki sorarım size: Varlık satışlarından dolayı içeriye bir kaynak girişi oluyor mu? Oluyor. Ne oluyor? Döviz giriyor, ama bunun karşılığında varlık satışı yapılıyor. Peki, bu giren dövizlerin ikinci elden yatırıma yönlendirip yönlendirilmemesi de önemli değil mi? Önemli, ama bunlar yatırıma yönlendirilmiyor. Şimdi, dolayısıyla, burada bir varlık satışının ortaya çıkardığı uzun dönemde ve hemen başlayan bir döviz kaybı da söz konusu olacaktır, bu cari açığı bu döviz kaybı artıracaktır. Şimdi, bunun sebebi nedir? “Efendim, piyasa ekonomisi ne yapalım?..” Şimdi, böyle söylemek, bir ekonomide böyle söyleyen bir yönetici doğru söylememiş olur yahut da bu bir yani iyi bir idareci böyle söylemez, çünkü piyasa ekonomisinde devletin ve iktisat politikalarının yönetilmesi önemlidir, dolayısıyla uygulanmakta olan politikalar önemlidir. Ben, şahsen dalgalı kur sistemine bu açıdan karşıyım. Eğer, Türkiye kontrollü kur sistemi uygulasaydı bugün bu 100 milyar dolarlık açığa belki daha önce ulaşırdık ve bugün bu kadar cari açığımız olmazdı. Ayrıca, olumsuz sonuçları olmazdı. Nedir? Mesela, yine Sayın Bakan söyledi, işte ara malı ithalatı çok arttı, hatta 2006’dan 2007’ye, kendi rakamlarında var Müsteşarlığın, yüzde 71’den yüzde 73’e çıkmış ara malı. Demek ki, ara malının artması KOBİ’ler gibi ara malı üreten kurumları da, kuruluşları da zora soktu, aslında tekstilin zora girmesi de ondandır. Ayrıca, burada giren yabancı sermayenin çok iyi tahlil edilmesi lazım. Arkadaşlar, şimdi giren yabancı sermaye fabrika yapmak için veya üretim yapmak için…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Korkmaz, ek süre veriyoruz.

ESFENDER KORKMAZ (Devamla) – İki dakika mı veriyorsunuz?

BAŞKAN – Üç dakika veriyoruz efendim.

ESFENDER KORKMAZ (Devamla) – Peki.

Giren yabancı sermayeyi de iyi tahlil etmek lazım. Şimdi, 20 milyar dolar yabancı sermaye girdi 2006’da. Şimdi, girdi de ama ne için girdi, yani bunların ne kadarı sıfırdan yatırım yaptı, yani ne kadarı uzun dönemli risk aldı, fabrika kurdu, teknoloji getirdi? Şimdi, bunlar mevcut bir yatırımı satın aldılar, mevcut bir varlığı satın aldılar, bu gayrisafi millî hasıla için de bir transferdir. Kaldı ki, bunların çoğu da, bu yabancı sermayenin çoğu da döviz olarak Türkiye'ye geldi, ama tekrar uluslararası sermaye piyasasında işlem görmek için dışarıda yahut da bunların çoğu Türkiye'ye özel sektör dış borç alsın diye orada teminat olarak duruyor. Arkadaşlar, bunlar, yani yabancı sermaye girişi konusunda Türkiye'nin yeniden oturup bir tahlil yapması lazım. Bu giren yabancı sermaye, söylediğim gibi, kâr transfer edecek, bu giren yabancı sermaye belki daha az vergi verecek, çünkü önemli ölçüde dışarıdan uzmanlık yahut dışarıdan teknik yardım alıyor.

Onun için bütün bunları yeniden tahlil edersek, Türkiye uygulanmakta olan iktisat politikaları nedeniyle, Türkiye uygulanmakta olan kur politikası nedeniyle rekabet gücünü kaybetmiştir, yeniden bunların değişip bir yapısal dönüşüm planı içerisinde, örneğin CHP’nin sanayileşme planında olduğu gibi, değerlendirilmesi lazım.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

……………

 

BAŞKAN – Sayın Coşkunoğlu’na teşekkür ediyoruz.

Değerli arkadaşlar, değerli bakanlar; kurum bütçeleri üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır. Şimdi, kurumlarla ilgili soru sormayan arkadaşlarımız…

İki dakikalık bir süre veriyoruz, malum sorular için. Dolayısıyla butonlara basarlarsa…

Sayın Korkmaz, buyurun.

ESFENDER KORKMAZ (İstanbul) – Efendim, teşekkür ediyorum.

Ben üç kısa soru sormak istiyorum Sayın Tüzmen’e.

Sınır ticaretinde hangi malların alınıp satılacağı yetkisi neden il valilerinden alındı, müsteşarlığa verildi, bu uygulama devam ediyor mu? Birinci sorum bu.

İkinci sorum: Kafkasya ve Rusya nüfusuna hitap etme yeteneğine sahip olan Çıldır - Aktaş Kapısı beş yıldır hazır beklediği hâlde neden açılmıyor? İkinci sorum bu.

Üçüncü sorum: Iğdır’da sınır ticaret merkezi açıldığı hâlde aynı potansiyeli taşıyan, Ardahan ve Kars’ta neden sınır ticaret merkezi açılmıyor?

Çok teşekkür ediyorum.


…………………