Prof. Dr. Esfender Korkmaz'ın web sitesine hoşgeldiniz

 
 


ANA SAYFA

 

BİYOGRAFİ

KONFERANSLAR

KİTAPLAR

GÖZCÜ YAZILARI

FOTOĞRAF GALERİSİ

 

CHP GENEL MERKEZ İSTANBUL ARAŞTIRMALAR FORUMU

 

KARS-ARDAHAN-IĞDIR


İktisat Fakültesi Mezun ve Mensupları Vakfı


İ.Ü. İktisat Fakültesi


E-Posta




































































































 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 













 

 

 

 

 

















 

 

 

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYON GÖRÜŞMELERİ

 

10 Ekim 2007  Çarşamba

 

2008 bütçesi, söylediğim ekonomik ve sosyal etkileri açısından bazı olumsuz neticeler doğuracaktır


Bütçe ve Kesin hesap Kanunu Tasarılarının Tümü Üzerinde Görüşmeler

 BİRİNCİ OTURUM

Mehmet Akif HAMZAÇEBİ           Trabzon                                 
Emin Haluk AYHAN                       Denizli                                 
Harun ÖZTÜRK                              İzmir                                          
Mehmet Zekai ÖZCAN                  Ankara                                 
Esfender KORKMAZ                     İstanbul                                
Münir KUTLUATA                          Sakarya                               
Faik ÖZTRAK                                 Tekirdağ                               
Erkan AKÇAY                                 Manisa                                 
Mehmet GÜNAL                             Antalya         
            

İKİNCİ OTURUM

Mustafa KALAYCI                          Konya                                       
Gürol ERGİN                                   Muğla                                        
Gültan KIŞANAK                            Diyarbakır                            
Ferit Mevlüt ASLANOĞLU            Malatya                                     
Mustafa ÖZYÜREK                        İstanbul                                
Hasip KAPLAN                               Şırnak                                  
İsmail ÖZGÜN                                 Balıkesir                               
Alaattin BÜYÜKKAYA                   İstanbul                                

SORULAR
Mehmet GÜNAL                             Antalya                                
Mehmet Akif HAMZAÇEBİ           Trabzon                               
Esfender KORKMAZ                     İstanbul                                
Harun ÖZTÜRK                              İzmir                                     
Faik ÖZTRAK                                Tekirdağ                               
Emin Haluk AYHAN                       Denizli                                 
Münir KUTLUATA                          Sakarya                               
Mustafa ÖZYÜREK                        Sakarya                               
Hasip KAPLAN                               Şırnak                                  
Ferit Mevlüt ASLANOĞLU            Malatya                                
Alaattin BÜYÜKKAYA                   İstanbul                                
Kemal UNAKITAN
Maliye Bakanı                                 Eskişehir                             

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 10.10

BAŞKAN : Sait AÇBA (Afyonkarahisar)
BAŞKAN VEKİLİ : Mehmet Altan KARAPAŞAOĞLU (Bursa)
SÖZCÜ : Hasan Fehmi KİNAY (Kütahya)
KÂTİP : Süreyya Sadi BİLGİÇ (Isparta)
 

........................
Buyurun Sayın Esfender Korkmaz.

ESFENDER KORKMAZ (İstanbul) – Efendim, çok teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. Yeni bütçenin hayırlı olmasını diliyorum. Cumhuriyetimizin 84’üncü yılının hayırlı olmasını diliyorum. Dün de kaybettiğimiz dört şehit için topluma başsağlığı diliyorum.

Değerli arkadaşlar, benim konuşmam 2008 bütçesinin ekonomik ve sosyal etkilerinin ne olacağı, kaynak dağılımı ve gelir dağılımına olacak etkilerinin değerlendirilmesi olacaktır.

Bu arada, bütçeyi hazırlayan değerli bürokratlara da teşekkür ediyorum. Maliye Bakanlığı bürokratlarının çok ehil ve yetkin olduğunu da yakınen biliyorum. Onun için, bürokratlara da teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlar, 2008 bütçesi, söylediğim ekonomik ve sosyal etkileri açısından bazı olumsuz neticeler doğuracaktır. Neden doğuracak? Çünkü, iki başlık altında bunu ifade etmeye çalışacağım. Birisi, uygulanmakta olan kısa vadeli politikalar bütçe politikasında etkinliğe izin vermiyor. Yani, bütçe politikasını iktisat politikalarından ayıramazsınız. İktisat politikaları içinde ve iktisat politikalarına paralel olarak, koordineli olarak, uygun olarak bir bütçe politikasının uygulanması gerekiyor. Ama, bu kısa vadeli politikalar bütçenin başarılı olmasına izin vermiyor. Birinci gerekçem bu.

İkinci gerekçem: Faiz dışı fazla uygulaması Türkiye’nin ekonomik ve sosyal gelişmesine, Türkiye’nin ekonomik ve sosyal yapısına uygun değil, bugünkü konjonktüre uygun değil.

Bu iki nedenle 2008 bütçesini bütçe politikası açısından değerlendirmeye çalışacağım.

Şimdi değerli arkadaşlar, bir defa, uygulanmakta olan kısa vadeli politikalar bütçe politikasında etkinliğe izin vermiyor. Nasıl oluyor bu? Şimdi, dünyada son 2002 yılından, 2001 yılından beri dünyada küreselleşme oldukça ileri düzeylere ulaştı, sermaye hareketleri çok hızlandı ve dünya adeta bir finans tuzağına düştü. Bugün, dikkat edersek, bütün dünyada reel sektör itibariyle bir değerlendirme yok hatta üniversitelerde bile artık para politikaları, finans politikaları ön plana çıktı. Dolayısıyla, dünyada reel sektörle finans sektörü arasındaki denge bozuldu. Biliyorsunuz eski FED Başkanı “Sermaye hareketlerinin reel sektöre göre 10 kat büyüdüğünü ifade ediyorum” dedi. Bu doğrudur. Finans sektörü aşırı büyüdü balon yaptı. Şimdi dünya böyle bir finans tuzağı içine düşerken Türkiye kendisini koruyamadı arkadaşlar. Türkiye bu finans tuzağından kendisini koruyamadı. Nasıl koruyamadı? Şimdi, bu finans tuzağından Türkiye’nin kendisini koruması için yapısal çözümlere dayalı, sektörel dengelere dayalı politikalar uygulaması gerekirdi. Uygulanan politikaların neticelerine bakarsak. Türkiye’de ekonomik istikrarın bıçak sırtında olduğunu söyleyebiliriz. Nasıl bıçak sırtında? Bir defa, biliyorsunuz kırılganlık yüksek. Bu ne demektir? İşte, dünya borsaları yüzde 3 veya yüzde 2 inip çıkarken bizim sorsa yüzde 10 yahut, işte, aynı düzeyde inip çıkıyor. Bu geçen yıl da böyle oldu bu yıl da. Demek ki, Türkiye’de kırılganlık yüksek. Şimdi bütçe açığı azaldı, ama dış cari açık arttı.

Arkadaşlar, tabii burada önemli olan bir ekonomide iç açık ve dış açığı birlikte çözmek. Siz eğer iç açığı çözüyorum derseniz, yani iç tasarruf açığını değil bütçe açığını yahut mali açığı çözülüyorum derseniz, ama dış açık artıyorsa bunun bir anlamı olmaz daha da kötü. Çünkü, dış açık, cari açık bir ülkenin kaynak kaybetmesi demektir, döviz kaybetmesi demektir. Cari açık bir ülkenin kazandığı dövizlerle kaybettiği dövizler arasındaki menfi farktır biliyorsunuz. O zaman, siz şimdi döviz kaybederken  demek ki, cari açık ortaya çıkarken rakamları hepiniz biliyorsunuz, döviz kaybederken hiçbir şekilde iç açığın getireceği, daha doğrusu bütçe açığını çözmenin getireceği yararlardan faydalanamazsınız.

Şimdi, borç olayına çok değindik, arkadaşlar da değindi.

Arkadaşlar, tabii Türkiye’de önemli olan reel faizdir. Bugün reel faiz yüksek. Ayrıca, borcun, yani bir “net borç stoku” diye ortaya çıkarılan yanlıştır.

Bakın arkadaşlar, “brüt ve net borç stoku” kavramları bütün dünyada var, Avrupa Birliğinde de var, ama bizde bu yanlış algılanıyor. Aslında bu bir nakit açığını ifade etmek için kullanılır. Yani, siz nakit açığını “net borç stoku” olarak ifade ederseniz yanlış olur. Neden yanlış olur? Bakın, brüt borç stokundan net borç stokuna nasıl geçiliyor arkadaşlar? Efendim, mevcutları, yani devletin borçları var ya ödediği faizler var, bir de varlıkları var, onlardan geliri var. İkisinin arasında fark olması lazım, arasındaki net borç stoku. Şimdi Merkez Bankası net varlıklarına itiraz etmiyorum, kamu mevduatına da etmiyorum. Aslında etmek lazım, ama bakın arkadaşlar “İşsizlik Sigortası Fonu net varlıkları.” Şimdi İşsizlik Fonu net varlıkları, sabahleyin arkadaşlarla konuştuk, maliyecilerle de konuştum. Şimdi, siz, yani işsizlik sigortası net varlıklarını bir özel bankaya veya bir kamu bankasına yatırıp da hazine oradan faiz mi alıyor diye sordum. “Hayır” dediler. Tersine bunun senetlerini, yani hazine bunu kullanıyor faiz veriyor.

Şimdi arkadaşlar, tamam kamu malı sayılmaz aslında bu. Çünkü, işçinin malıdır. Yani, siz, faiz ödediğiniz bir borcu borçtan saymıyorum nasıl diyebilirsiniz. Yani, madem faiz ödüyorsunuz, madem borç alıyorsunuz bu fondan, o fon devlet fonu değil üstelik, o fon işçinin fonudur, dolayısıyla, burada devlet varlığı da sayamazsınız. Faiz ödediğiniz bir kamu, faiz ödediğiniz İşsizlik Sigortası Fonu net varlıklarını da brüt borçtan düşemezsiniz arkadaşım. Bu yanlıştır, Türkiye’de bunun düzeltilmesi gerekiyor.

Şimdi, öte yandan, tabii, Türkiye’nin kamu sektörünün dış borcu çok artmadı. Doğrudur. Gayrisafi millî hasılaya oranı düştü. Ama, bakın, özel sektörün net döviz pozisyonu 55 milyar dolar. Yani, yarın bir kur artışı olursa özel sektörün, dış borcu olanların çoğu iflas edecek. Özel sektörün stok olarak dış borcu 130 milyar dolara çıktı. Şimdi, dolayısıyla, yani “dış borç” denince Türkiye’nin dış borcu anlaşılır, yalnızca kamunun dış borcu değil. Neden Türkiye’nin dış borcu anlaşılır? Çünkü, bir ülke dış borç alınca içeriye kaynak girişi oluyor gayrisafi millî hasıla artıyor, dış borç ödeyince dışarıya kaynak çıkışı oluyor gayrisafi millî hasıla azalıyor, yani büyümeyi etkiliyor. Bir.

İkincisi, iç borç değil ki, dış borç alırken de döviz giriyor öderken de döviz çıkıyor. Yani, döviz etkisi itibarıyla, gerek döviz etkisi itibariyle gerek büyümeyi etkilemesi itibariyle Türkiye’nin dış borcu önemlidir kamunun dış borcu önemli değil.

Şimdi geçtik enflasyona arkadaşlar. Gerçekten enflasyonda düşme var bunu kimse inkar edemez. Ama, bunun sebebi, hepimizin yanıldığı bir husus var o da şudur: Aslında bunun nedeni 2001 yılındaki yangın söndürme politikalarıdır. Nasıl görüyoruz bunu? Bakın, açın, TÜFE 2004 yılının Mart ayında 11,8, Nisanında 10,2 olmuş. Yani, Hükûmet olur olmaz bir yıl sonra düşmüş. Şimdi, Hükûmetin bir yılda bu kadar düşürmesinin nedeni ne? Nedeni, kısa vadeli politikalar. Yani, yangın söndürme politikaları. ÜFE de öyle. Yani, o zamanki toptan eşya fiyatları. O da 2004’ün Ocağında 10,8, Şubatında 9,1 olmuş. Şimdi bugün bakıyoruz yine 8-9 yahut işte yıl sonunda 8 hedefinin üstünde olacak.

Şimdi arkadaşlar, 2001 yılındaki bu kısa vadeli  politikalar enflasyonun köpüğünü aldı, ama yapısal çözümler olmadığı için, yapısal politikalar uygulanmadığı için bugün enflasyon halen o yapısal enflasyon olarak devam ediyor. Onun için, enflasyonda bir başarı olması için mutlaka kur politikasının değiştirilmesi lazım, kur etkisinin enflasyon üzerinde, yani giderilmesi lazım ve yapısal çözümlerin gündeme getirilmesi lazım.

Büyümede gerçekten bir başarı var, ama ithalata dayalı büyüme olsun ne olursa olsun bunu kimse inkar edemez. Yalnız arkadaşlar, büyümenin, gönül isterdi ki istihdama da etkisi olsun, gelir dağılımına. Yani, herkes büyümeden pay alsın. Şimdi büyümeden çalışan kesimin pay almadığını biliyoruz. Neden? Çünkü, çalışan kesime enflasyon kadar zam yapılıyor yahut artış yapılıyor, ama büyümeden bir pay verilmiyor. Dolayısıyla, büyümeden de pay alması lazımdı. Bir.

İkincisi, istihdam olayını da yanlış tartışıyoruz arkadaşlar. Bizi istihdam olayında yanlışa düşüren TÜİK’tir. Neden TÜİK’tir? Çünkü, TÜİK’in anketleri ve TÜİK’in işsizliği tarifi iktisat kurallarına yahut da bildiğimiz istihdama çok aykırı tariftir. Nasıl? Biliyorsunuz işsiz sayısını ilan ediyor TÜİK, ama bir de diyor ki: “Morali bozulmuş işsizler. Ben bunları işsiz saymıyorum. Çünkü, bunlar iş aramıyor.” 700 bir dolayında.Yahut diyor ki: “Yarın iş bulsa çalışacak olan 2 milyon insan var.”

Şimdi arkadaşlar, bu 2 milyon insan eğer yarın iş bulup çalışacaksa bunlara işsiz nasıl dersiniz, ama TÜİK “Ben bunlara işsiz demiyorum.” Neden? “Çünkü, bunlar iş aramıyor” diyor.

Arkadaşlar, Türkiye’nin gerçeklerini bilmemiz lazım. Eğer bir çözüm alacaksak, bir önlem alacaksak Türkiye’nin gerçek işsiz sayısını bilmemiz lazım. Başka türlü aldanırız. Yani, Hükûmet de aldanır, efendim araştırmacı da aldanır. Onun için, Türkiye’de gerçek işsiz sayısı bugün oran olarak ifade edilenin 2 katıdır.

Şimdi, büyümenin, tabii, iyi dedik, ama arkadaşlar, dünyada da bir büyüme konjonktürü var. Yani, Çin de yüzde 10 büyüyor. Buna rağmen ben büyümede başarısızlık var demiyorum, ama dünya konjonktürü olumlu artan konjonktür. Bu bize büyümede yardım etti. Onun için, onun da önemli payını inkar etmemek lazım ve nihayet bugün uygulanan istikrar politikaları içerisinde devlet zayıfladı arkadaşlar. Bakın, devletin ekonomideki payının düşmesini hepimiz savunuyorduk. Çünkü, böyle şişmiş ve zayıf bir devlet kimse istemiyor. Ama, bugün de devlet maalesef zayıfladı. Nasıl zayıfladı? Çünkü, merkezi devlet ne yapıyor, mahalli idareler ne yapıyor arkadaşlar bileniniz var mı? Belediyeler her işi yapıyor. Burs da veriyor, sağlık hizmeti de yapıyor. Yani bir karmaşa var. Bu devleti zayıflatır. Ayrıca, tabii özelleştirme de devleti zayıflatıyor. Kimse özelleştirmeye karşı değil, ama arkadaşlar, özelleştirmenin toplum yararına olması lazımdır. Şimdi siz özelleştirme yaptınız veya Türkiye yaptı özelleştirme. Peki, tüketici refahı arttı mı? Yani, bu özelleşen kurumların maliyetleri düştü mü, bunlar daha ucuza mal mı üretiyor, daha kaliteli mal mı üretiyor, bunlar zam yapmadı mı, bunlar istihdamı artırdı mı? Tersine azalttı biliyorsunuz. Yani, bütün bunlar da devleti zayıflattı. Ben size devletle ilgili başka bir örnek vereyim: Bakın, bugün en fazla üzerinde durulan TOKİ ve KİPTAŞ 500 bin dolara daire satıyor. Arkadaşlar, arsası devletten bedava, harç vermiyor, vergi vermiyor. Peki özel sektör ne yapacak söyler misiniz? Yani, özel sektörün yolunu kesmiyor mu bu şartlarda? Yani, devlet vergi alır hizmet yapar, ama bu şekilde bir yandan özelleştirme yapıyorsunuz bir yandan devlet özel sektörün yapacağı gibi lüks konut üretiyor satıyor. Böyle bir devlete güçlü devlet demek çok zor. Onun için, devleti güçlendirmemiz lazım arkadaşlar.

Faiz dışı fazla. Dedim ki; bir, uygulanmakta olan politikalar bütçenin etkinliğine izin vermiyor; iki, faiz dışı fazla Türkiye şartlarına göre uygun değil. Neden uygun değil? Bir defa bütçemiz esnek değil arkadaşlar. Faiz dışı bütçe fazlası uygulayabilmeniz için kısacağınız, önlem alacağınız, tasarruf edebileceğiniz elinizde kaynak olması lazım. Şimdi bütçede faiz yüzde 25,2. Sosyal güvenlik açıkları da yüzde 18. Demek ki yüzde 43’ünde bir işlem yapamazsınız bütçenin. Peki, personelde bir işlem yapabilir misiniz? 2.400 memur, 2.600 galiba işçiyle personel ödeneklerinde de bir şey yapamazsınız. Ne yaparsınız? Cari harcamalar. Biliyorsunuz millî savunma harcamalarında da bir kısıntı yapamazsınız. Peki nede yapıyorsunuz o zaman? Tarımda yapıyorsunuz ve yatırımlarda yapıyorsunuz. İşte işin sıkıntılı tarafı da bu. Yani, siz eğer kamu yatırımlarını kısarsanız, kamu yatırımları, altyapı yatırımlarını kısarsanız, bu, işte, sektörel dengeyi bozar, yatırım eğilimini azaltır özel sektörün. Gerçi yatırım eğilimi artmıyor, ama 2008 programında büyüme kamu sektöründe eksi 3,9 azalıyor. Daha da önemlisi sermaye-yoğun yatırımlar yapılıyor arkadaşlar. Kur düşük, sermaye-yoğun yatırımlar yapılıyor Türkiye’de. Bakın, dikkat edin, emek-yoğun yatırım yapılmıyor. Bütün dünyada KOBİ’ler yatırımların yüzde 30’unu, 40’ını yaparken Türkiye’de yüzde 10’un altında KOBİ yatırımları. Demek ki emek-yoğun yatırım yok. Sermaye-yoğun yatırım da büyümeyi sağlar, ama istihdama faydalı olmaz, istihdam dostu olmaz.

Değerli arkadaşlar, ayrıca, faiz dışı uygulamasının en önemli olumsuz etkisi yatırımlara olan olumsuz etkisidir. Bu, kaynak dağılımını olumsuz etkiliyor. Ayrıca, bütçe dışı harcamalara zorluyor hükümetleri. Yani, şimdi, iliyorsunuz, arkadaşlar belki daha iyi izah eder yahutta yanlışım varsa düzeltir. Şimdi özelleştirme gelirleri hazinede ya bir fona kaydediliyor ya da gelir olarak kaydediliyor, ama nereye harcandığını ben bilemiyorum doğrusu. Çok araştırdım nereye harcandığını çok kesin olarak bilemiyorum. Şimdi niye bu? Çünkü, faiz dışı fazlayı tutturabilmek için bütçe dışı harcamalara yöneliyor hükûmetler. Onun için, bence Türkiye’de faiz dışı fazla uygulamasını kaldırmak lazım onun yerine bir iktisadi gelişme programı yeniden yapmak lazım. Bakın, kalkınma değil, gelişme, sosyal gelişme programı yapmak lazım. Sıcak parayı çözmek için bir geçiş dönemi uygulamak lazım. Kur politikası, dalgalı kur politikası Türkiye için uygun değil. Dolarizasyon var. Çünkü faizler yüksek. Vadeli döviz işlemleri yok Türkiye’de. Onun için, dalgalı kur politikası Türkiye için getirilmiş bir yanlıştır. Bunu değiştirmek lazım, bir zaman içerisinde çözmek lazım. Yani, belirli bir geçiş dönemi içinde. Kaynak dağılımında etkinlik sağlamak için devletin yeniden yapılandırılması lazım. Ayırıcı, sektörel ve proje bazında teşvikler vermek lazım. Merkezi devletle mahalli idarelerin neler yapacağını çok iyi tarif etmek lazım.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Korkmaz.

 

…………………..

 

BAŞKAN- Sayın Özgün’e çok teşekkür ediyoruz.

Sayın Büyükkaya.

ALAATTİN BÜYÜKKAYA (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Sayın Bakanım, değerli komisyon üyeleri, değerli Maliye Bakanlığımızın bürokratları, yöneticileri, değerli basın mensupları; önce hepinize saygılar sunuyorum. Bu bütçenin hazırlanmasında emeği geçen, katkıda bulunan bürokratlarımıza, devlet memurlarımıza, yöneticilerimize ve Hükûmet temsilcilerimize de teşekkür ediyorum. İnşallah, bu bütçeyle ülkemiz daha iyiyi, daha güzeli de kucaklayacaktır.

Şimdi, sabahtan beri, tabii bu bütçe üzerinde konuşuyoruz, fikirlerimizi dile getiriyoruz. Bazen şöyle insan gözlerini kapayıp sadece dört yıl öncesine, beş yıl öncesine dönmesini düşünüyor. Dört yıl önce, beş yıl önce bu ülkede neler oluyordu? Ne vardı? Neydi sıkıntılar? Bugüne AK Parti iktidarı boşuna gelmedi ve AK Parti iktidarına bu millet daha öncekinden daha büyük desteği boşuna vermedi. Şöyle bir gözümüzü kapayalım ve hayal edelim. Şöyle bir resmi gözümüzün önünden geçirelim. Acaba boşuna mı oldu bunlar? Şimdi, bazen kendi kendime sordum dinlerken, acaba biz mi başka bir ülkede yaşıyoruz yoksa başka bir ülke mi anlatılıyor? Bu ülkede neydi problem? En büyük problem enflasyon değil miydi? Otuz yıldır, kırk yıldır bu ülkede yüzde 20, 30’u bırakın, yüzde 60 enflasyona hepimiz alışmamış mıydık? Herkes bütçesini yaparken aylık yüzde 5’ten aşağı enflasyon koymazdı değil mi? Tek haneli bir enflasyonu hatırlayabilecek, düşünebilecek kimse var mıydı?

ESFENDER KORKMAZ (İstanbul) – Siz mi yaptınız ki bunları?

ALAATTİN BÜYÜKKAYA (Devamla) – Bunu konuşan, düşünen bir tane köşe yazarımız var mıydı? Şimdi bunu konuşuyoruz değil mi? Şimdi diyoruz ki, efendim, enflasyon yüzde 7 demiştiniz, biraz daha yüksek çıktı ama tek hane içerisinde ufak tefek sapmalar elbet olacak. Bu ülkede yaşıyoruz, matematikle uğraşmıyoruz, bu ülkenin sosyal hayatıyla, ekonomisiyle, belirli bir şeyiyle yaşıyoruz. Hepimiz yaşayan bir noktada hedefler koyuyoruz ve projeksiyonlar yapıyoruz. Böyle bir olayda eğer bu kadar hedefleri tutturmuşsak… Ben bundan önceki beş yılda Plan ve Bütçe Komisyonunda görev yaptım, şimdi buradayız. Geriye doğru bütün bütçe rakamlarına bakınız. Belki AK Parti İktidarının bütçeyle tek değerlendirilecek bir sözü varsa, bütçe hedeflerini bu kadar yerinde ve tam olarak tutturmuş olmasıdır. Tutturamadığı ne rakam var biliyor musunuz? Gider rakamı. Giderlerde, hep, bütçede konulan hedefin altında kalınmış.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Gelirler tuttu mu?

ALAATTİN BÜYÜKKAYA (Devamla) – Gelirlerde hep tutmuş, çok ufak sapmalar bazen olmuş. 2007 bütçesinde birazcık sapmamız var. Ama gene sapmaya bakarsanız oranın ne kadar düşük olduğunu hemen görürsünüz. Dolayısıyla, bizim dönemimizdeki bütçelerin en büyük noktası bu ve Türkiye’ye bakınız, hangi noktasında bakarsanız bakınız, yakırımlar noktasında bakınız, herhâlde, seyahat ettiğimiz zaman… İsterseniz, ben İstanbul milletvekiliyim. Çıkınız, Ankara’dan çıkın Edirne’ye kadar gidin. Yollardaki faaliyeti, açılan fabrikaları, kurulan inşaatları, yapılanları, hepsini görünüz. Anadolu’ya gidiniz. Kayseri’deki şeyi şimdi Birleşmiş Milletler özel incelemeye aldı bu ne oluyor diye, bu kadar önemli yatırım nasıl oluyor diye. Hangi noktaya bakarsanız… Problem nedir?

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Yani, Hakkâri, Diyarbakır, hepsi aynı.

…………………..

ALAATTİN BÜYÜKKAYA (Devamla) – Söyledim, 182 milyar dolar hedefliyoruz dedim ve ikisi arasındaki açık şu anda 2007 için 62, önümüzdeki yıl için 65 olarak düşünüyoruz bunu da. Eğer oransal bakarsanız, bu rakamın daha iyileştiğini de rahatlıkla görebilirsiniz. Nominal olarak ufak bir büyüme olmakla birlikte oransal olarak bu rakamın düştüğünü de görebilirsiniz.

Enerjideki, söylediniz teşekkür ederim, notlarımdaydı ama bakmadan konuşayım diye uğraştığım için Biliyorsunuz, enerji harcamalarında fiyatın, biz iktidara geldiğimiz zaman biliyorsunuz, bir varil petrol 20-22 dolardı. Şimdi ne kadar? 93 dolara gelmiş. Aynı miktarda malı alsanız bile, fiyat farkından doğan artışın ne olduğu ortada. Hani, hep, bize söylerken siz ekonomi iyi oldu, Türkiye çok iyi gelişti, çünkü dış konjonktür çok iyiydi, paralar aktı size diye sözler var ya , bunu hiç kimse söylemiyor. Bunun petrol fiyatlarında, eğer bu ülkenin bunun… Benim yaşım müsait, Ecevit dönemini hatırlıyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi iktidardı. Petrol fiyatları arttı, o dönemde de arttı, doğru, ama bu ülkede nasıl yoksulluğun kuyrukların, karne dönemlerini hatırlatan uygulamaların… Rahmetli annem, yeni çocuğum olmuştu o dönemde, anacığım girerdi kuyruklara bir tane sana yağı alabilmek için. Bu dönemleri unutmadık. Burada oturanların herhâlde çoğunluğu bu dönemleri hatırlar. Petrol fiyatlarındaki artışın bu ülkeye ne maliyetler getirdiğini herkes bilir, ama çok şükür, bu ülkede petrol fiyatlarında bu kadar büyük artış olmasına rağmen kimse ekonomide bunu hissetmedi. Bu, Hükûmetin başarısı değil de kimin başarısı?

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Peki, niye o kadar pahalı satıyorsunuz akaryakıtı?

ALAATTİN BÜYÜKKAYA (Devamla) – Ülkede her şey alınıyor ve satılıyor. Eğer alınamayan bir şey varsa, araç sayısı da hepsi de ortada. Otomotivdeki patlamayı, ne kadar çok araç satıldığını hepimiz biliyoruz.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Parası olan için.

ALAATTİN BÜYÜKKAYA (Devamla) – Parası olmayan hiçbir şey alamaz, onu söyleyeyim. Yani, hiç öyle hayalci olmanın manası yok. Bir insanın cebinde parası yoksa, eğer ona güvencesi yoksa hiçbir şey alamaz, ne alabilir ne satabilir, bu işler böyledir.

ESFENDER KORKMAZ (İstanbul) – Petrole ihtiyacı da olmaz.

ALAATTİN BÜYÜKKAYA (Devamla) – Olmaz, zaten aracın yoksa petrole ihtiyacın da olmaz, doğru.

Evet, 2008 neyi hedefliyoruz? Bakın…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Yani, siz zenginin hükûmeti misiniz?

ALAATTİN BÜYÜKKAYA (Devamla) – Hayır, biz herkesin… Bakın, bu millet bize, her iki kişiden biri AK Partiye oy verdi. Niye? Eğer bu ülke, biz zenginin… Bakın, zenginden, zengine dönük, zengin yerlerden oy alan Cumhuriyet Halk Partisi ama fakirden oy alan AK Parti, çünkü fakiri düşünen biziz.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Oy alırken tamam, ama hizmet verirken zengine.

ALAATTİN BÜYÜKKAYA (Devamla) – Hiç öyle bir şey yok. Eğer öyle olsa, bu millet biliyor, merak etmeyin. Milleti küçümseyerek oy alınmıyor. Bu millet, kimin ne yaptığını çok net bir şekilde biliyor. O kadar iyi biliyor ki, hatta ben hiç unutmuyorum, Birgen Hanım, kulakları çınlasın, o gün seçim günü ATV’de diyor ki, ben bu milleti anlamıyorum, hep bize şikâyet ediyorlardı, hep bize böyle diyorlardı ama gittiler AK Partiye oy verdiler. Ben de oradaydım, dedim ki, doğru, anlamıyorsunuz, anlamınız da mümkün değil.

(Mikrofon otomatik cihat tarafından kapatıldı)

…………………………..

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Korkmaz.

ESFENDER KORKMAZ (İstanbul) – Efendim teşekkür ederim.

Ben de, üç soru sormak istiyorum: Birisi, doğrudan yabancı sermayeyle ilgili. Şimdi, 2006 yılında 20 milyar dolarlık doğrudan yabancı sermaye girişinden söz ediyor Sayın Bakan tebliğinde, sunuşunda. Şimdi, bu 20 milyar dolarlık doğrudan yabancı sermaye girişinin acaba ne kadarı uzun vadeli, sıfırdan yatırım sermayesi olarak geldi, yani fabrika kurmak için sıfırdan teknoloji getirip yatırım yapmak için ne kadarı geldi bunun? Bunun ne kadarı özelleştirme için geldi 2006 yılı için yalnızca rica ediyorum? Ayrıca, bunun ne kadarı özel sektörden firma satın almak için geldi? Birinci sorunun A şıkkı bu.

Birinci sorunu B şıkkı, Türkiye’de yabancı sermayeye özelleştirilen kuruluşların, kamu kurumlarının özelleştirilen, bugüne kadar kâr transferi ne oldu? Bundan sonra potansiyel kâr transferi ne olabilir ve bunlar cari açığı ne kadar etkileyebilir?

İkinci soruma geliyorum. Şimdi, nominal faizlerin yine tek haneye düşürülmesi ifade ediliyor. Yalnız burada benim tereddüdüm, öğrenmek istediğim, şimdi biliyorsunuz sıcak para faiz oranlarının düşmesini engelliyor. 2006 yılının Mayıs, Haziranında bu dalgalanma sonucunda Merkez Bankası faiz oranlarını 4 puan artırdı. Şimdi, bu dönemde de bu 2007’deki dalgalanmada da faiz oranlarını çok fazla düşürme imkânı olmadı, bir defa 0,25 bir defa 0,50 düşürebildi. Şimdi sıcak paraya acaba ne gibi çözüm bulunacak. Yani, Türkiye’de 103 milyar dolara çıkan sıcak paranın ortaya getirdiği risk, kırılganlık varken, faizleri tek haneye düşürmek mümkün görülmüyor. O zaman siz sıcak paraya ne gibi bir çözüm düşünüyorsunuz, ikinci sorum bu.

Üçüncü sorum, şimdi, burada doğrudan doğruya memur maaşlarıyla ilgili bir oran ifade etmediniz. Ancak, öyle anlaşılıyor ki, enflasyonun yüzde 4’ü aşması hâlinde ikinci yılda, ikinci yarı yılda, memur maaşları tekrar artırılacak enflasyon kadar, öyle bir ibare var. Şimdi, yüksek dereceli memurları 2 artı 2 yani ortalama, yani 2 artı 2,1 ilk altı ay. İkinci altı ayda yüzde 2 verdiniz. Bu yüzde 4 etmez tabi. Yüzde 3,1 eder, çünkü yani birisini bir yıl için veriyorsunuz birisini altı ay için veriyorsunuz. Yüzde 4’ün yüzde 4’ünü de katarsak demek ki, 3,1 dolayında olur. Burada, tabii, bu ortalama devamlı kamuoyunu yanıltıyor. Burada siz bir ortalama çıkardınız mı?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.