|
Bütçe ve Kesin hesap Kanunu Tasarılarının Tümü
Üzerinde Görüşmeler
BİRİNCİ
OTURUM
Mehmet Akif
HAMZAÇEBİ
Trabzon
Emin Haluk AYHAN
Denizli
Harun ÖZTÜRK
İzmir
Mehmet Zekai ÖZCAN
Ankara
Esfender KORKMAZ
İstanbul
Münir KUTLUATA
Sakarya
Faik ÖZTRAK Tekirdağ
Erkan AKÇAY
Manisa
Mehmet GÜNAL
Antalya
İKİNCİ
OTURUM
Mustafa KALAYCI
Konya
Gürol ERGİN
Muğla
Gültan KIŞANAK
Diyarbakır
Ferit Mevlüt ASLANOĞLU
Malatya
Mustafa ÖZYÜREK
İstanbul
Hasip KAPLAN
Şırnak
İsmail ÖZGÜN
Balıkesir
Alaattin BÜYÜKKAYA
İstanbul
SORULAR
Mehmet
GÜNAL
Antalya
Mehmet Akif HAMZAÇEBİ
Trabzon
Esfender KORKMAZ
İstanbul
Harun ÖZTÜRK
İzmir
Faik ÖZTRAK Tekirdağ
Emin Haluk AYHAN
Denizli
Münir KUTLUATA
Sakarya
Mustafa ÖZYÜREK
Sakarya
Hasip KAPLAN
Şırnak
Ferit Mevlüt ASLANOĞLU
Malatya
Alaattin BÜYÜKKAYA
İstanbul
Kemal UNAKITAN
Maliye Bakanı
Eskişehir
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati:
10.10
BAŞKAN : Sait AÇBA
(Afyonkarahisar)
BAŞKAN VEKİLİ : Mehmet Altan KARAPAŞAOĞLU (Bursa)
SÖZCÜ : Hasan Fehmi KİNAY (Kütahya)
KÂTİP : Süreyya Sadi BİLGİÇ (Isparta)
........................
Buyurun Sayın Esfender Korkmaz.
ESFENDER KORKMAZ
(İstanbul) – Efendim, çok teşekkür ediyorum,
saygılar sunuyorum. Yeni bütçenin hayırlı olmasını
diliyorum. Cumhuriyetimizin 84’üncü yılının
hayırlı olmasını diliyorum. Dün de kaybettiğimiz
dört şehit için topluma başsağlığı diliyorum.
Değerli
arkadaşlar, benim konuşmam 2008 bütçesinin
ekonomik ve sosyal etkilerinin ne olacağı, kaynak
dağılımı ve gelir dağılımına olacak etkilerinin
değerlendirilmesi olacaktır.
Bu arada, bütçeyi
hazırlayan değerli bürokratlara da teşekkür
ediyorum. Maliye Bakanlığı bürokratlarının çok
ehil ve yetkin olduğunu da yakınen biliyorum. Onun
için, bürokratlara da teşekkür ediyorum.
Değerli
arkadaşlar, 2008 bütçesi, söylediğim ekonomik ve
sosyal etkileri açısından bazı olumsuz neticeler
doğuracaktır. Neden doğuracak? Çünkü, iki başlık
altında bunu ifade etmeye çalışacağım. Birisi,
uygulanmakta olan kısa vadeli politikalar bütçe
politikasında etkinliğe izin vermiyor. Yani, bütçe
politikasını iktisat politikalarından
ayıramazsınız. İktisat politikaları içinde ve
iktisat politikalarına paralel olarak, koordineli
olarak, uygun olarak bir bütçe politikasının
uygulanması gerekiyor. Ama, bu kısa vadeli
politikalar bütçenin başarılı olmasına izin
vermiyor. Birinci gerekçem bu.
İkinci gerekçem:
Faiz dışı fazla uygulaması Türkiye’nin ekonomik ve
sosyal gelişmesine, Türkiye’nin ekonomik ve sosyal
yapısına uygun değil, bugünkü konjonktüre uygun
değil.
Bu iki nedenle
2008 bütçesini bütçe politikası açısından
değerlendirmeye çalışacağım.
Şimdi değerli
arkadaşlar, bir defa, uygulanmakta olan kısa
vadeli politikalar bütçe politikasında etkinliğe
izin vermiyor. Nasıl oluyor bu? Şimdi, dünyada son
2002 yılından, 2001 yılından beri dünyada
küreselleşme oldukça ileri düzeylere ulaştı,
sermaye hareketleri çok hızlandı ve dünya adeta
bir finans tuzağına düştü. Bugün, dikkat edersek,
bütün dünyada reel sektör itibariyle bir
değerlendirme yok hatta üniversitelerde bile artık
para politikaları, finans politikaları ön plana
çıktı. Dolayısıyla, dünyada reel sektörle finans
sektörü arasındaki denge bozuldu. Biliyorsunuz
eski FED Başkanı “Sermaye hareketlerinin reel
sektöre göre 10 kat büyüdüğünü ifade ediyorum”
dedi. Bu doğrudur. Finans sektörü aşırı büyüdü
balon yaptı. Şimdi dünya böyle bir finans tuzağı
içine düşerken Türkiye kendisini koruyamadı
arkadaşlar. Türkiye bu finans tuzağından kendisini
koruyamadı. Nasıl koruyamadı? Şimdi, bu finans
tuzağından Türkiye’nin kendisini koruması için
yapısal çözümlere dayalı, sektörel dengelere
dayalı politikalar uygulaması gerekirdi. Uygulanan
politikaların neticelerine bakarsak. Türkiye’de
ekonomik istikrarın bıçak sırtında olduğunu
söyleyebiliriz. Nasıl bıçak sırtında? Bir defa,
biliyorsunuz kırılganlık yüksek. Bu ne demektir?
İşte, dünya borsaları yüzde 3 veya yüzde 2 inip
çıkarken bizim sorsa yüzde 10 yahut, işte, aynı
düzeyde inip çıkıyor. Bu geçen yıl da böyle oldu
bu yıl da. Demek ki, Türkiye’de kırılganlık
yüksek. Şimdi bütçe açığı azaldı, ama dış cari
açık arttı.
Arkadaşlar, tabii
burada önemli olan bir ekonomide iç açık ve dış
açığı birlikte çözmek. Siz eğer iç açığı çözüyorum
derseniz, yani iç tasarruf açığını değil bütçe
açığını yahut mali açığı çözülüyorum derseniz, ama
dış açık artıyorsa bunun bir anlamı olmaz daha da
kötü. Çünkü, dış açık, cari açık bir ülkenin
kaynak kaybetmesi demektir, döviz kaybetmesi
demektir. Cari açık bir ülkenin kazandığı
dövizlerle kaybettiği dövizler arasındaki menfi
farktır biliyorsunuz. O zaman, siz şimdi döviz
kaybederken demek ki, cari açık ortaya çıkarken
rakamları hepiniz biliyorsunuz, döviz kaybederken
hiçbir şekilde iç açığın getireceği, daha doğrusu
bütçe açığını çözmenin getireceği yararlardan
faydalanamazsınız.
Şimdi, borç
olayına çok değindik, arkadaşlar da değindi.
Arkadaşlar, tabii
Türkiye’de önemli olan reel faizdir. Bugün reel
faiz yüksek. Ayrıca, borcun, yani bir “net borç
stoku” diye ortaya çıkarılan yanlıştır.
Bakın arkadaşlar,
“brüt ve net borç stoku” kavramları bütün dünyada
var, Avrupa Birliğinde de var, ama bizde bu yanlış
algılanıyor. Aslında bu bir nakit açığını ifade
etmek için kullanılır. Yani, siz nakit açığını
“net borç stoku” olarak ifade ederseniz yanlış
olur. Neden yanlış olur? Bakın, brüt borç
stokundan net borç stokuna nasıl geçiliyor
arkadaşlar? Efendim, mevcutları, yani devletin
borçları var ya ödediği faizler var, bir de
varlıkları var, onlardan geliri var. İkisinin
arasında fark olması lazım, arasındaki net borç
stoku. Şimdi Merkez Bankası net varlıklarına
itiraz etmiyorum, kamu mevduatına da etmiyorum.
Aslında etmek lazım, ama bakın arkadaşlar
“İşsizlik Sigortası Fonu net varlıkları.” Şimdi
İşsizlik Fonu net varlıkları, sabahleyin
arkadaşlarla konuştuk, maliyecilerle de konuştum.
Şimdi, siz, yani işsizlik sigortası net
varlıklarını bir özel bankaya veya bir kamu
bankasına yatırıp da hazine oradan faiz mi alıyor
diye sordum. “Hayır” dediler. Tersine bunun
senetlerini, yani hazine bunu kullanıyor faiz
veriyor.
Şimdi arkadaşlar,
tamam kamu malı sayılmaz aslında bu. Çünkü,
işçinin malıdır. Yani, siz, faiz ödediğiniz bir
borcu borçtan saymıyorum nasıl diyebilirsiniz.
Yani, madem faiz ödüyorsunuz, madem borç
alıyorsunuz bu fondan, o fon devlet fonu değil
üstelik, o fon işçinin fonudur, dolayısıyla,
burada devlet varlığı da sayamazsınız. Faiz
ödediğiniz bir kamu, faiz ödediğiniz İşsizlik
Sigortası Fonu net varlıklarını da brüt borçtan
düşemezsiniz arkadaşım. Bu yanlıştır, Türkiye’de
bunun düzeltilmesi gerekiyor.
Şimdi, öte yandan,
tabii, Türkiye’nin kamu sektörünün dış borcu çok
artmadı. Doğrudur. Gayrisafi millî hasılaya oranı
düştü. Ama, bakın, özel sektörün net döviz
pozisyonu 55 milyar dolar. Yani, yarın bir kur
artışı olursa özel sektörün, dış borcu olanların
çoğu iflas edecek. Özel sektörün stok olarak dış
borcu 130 milyar dolara çıktı. Şimdi, dolayısıyla,
yani “dış borç” denince Türkiye’nin dış borcu
anlaşılır, yalnızca kamunun dış borcu değil. Neden
Türkiye’nin dış borcu anlaşılır? Çünkü, bir ülke
dış borç alınca içeriye kaynak girişi oluyor
gayrisafi millî hasıla artıyor, dış borç ödeyince
dışarıya kaynak çıkışı oluyor gayrisafi millî
hasıla azalıyor, yani büyümeyi etkiliyor. Bir.
İkincisi, iç borç
değil ki, dış borç alırken de döviz giriyor
öderken de döviz çıkıyor. Yani, döviz etkisi
itibarıyla, gerek döviz etkisi itibariyle gerek
büyümeyi etkilemesi itibariyle Türkiye’nin dış
borcu önemlidir kamunun dış borcu önemli değil.
Şimdi geçtik
enflasyona arkadaşlar. Gerçekten enflasyonda düşme
var bunu kimse inkar edemez. Ama, bunun sebebi,
hepimizin yanıldığı bir husus var o da şudur:
Aslında bunun nedeni 2001 yılındaki yangın
söndürme politikalarıdır. Nasıl görüyoruz bunu?
Bakın, açın, TÜFE 2004 yılının Mart ayında 11,8,
Nisanında 10,2 olmuş. Yani, Hükûmet olur olmaz bir
yıl sonra düşmüş. Şimdi, Hükûmetin bir yılda bu
kadar düşürmesinin nedeni ne? Nedeni, kısa vadeli
politikalar. Yani, yangın söndürme politikaları.
ÜFE de öyle. Yani, o zamanki toptan eşya
fiyatları. O da 2004’ün Ocağında 10,8, Şubatında
9,1 olmuş. Şimdi bugün bakıyoruz yine 8-9 yahut
işte yıl sonunda 8 hedefinin üstünde olacak.
Şimdi arkadaşlar,
2001 yılındaki bu kısa vadeli politikalar
enflasyonun köpüğünü aldı, ama yapısal çözümler
olmadığı için, yapısal politikalar uygulanmadığı
için bugün enflasyon halen o yapısal enflasyon
olarak devam ediyor. Onun için, enflasyonda bir
başarı olması için mutlaka kur politikasının
değiştirilmesi lazım, kur etkisinin enflasyon
üzerinde, yani giderilmesi lazım ve yapısal
çözümlerin gündeme getirilmesi lazım.
Büyümede gerçekten
bir başarı var, ama ithalata dayalı büyüme olsun
ne olursa olsun bunu kimse inkar edemez. Yalnız
arkadaşlar, büyümenin, gönül isterdi ki istihdama
da etkisi olsun, gelir dağılımına. Yani, herkes
büyümeden pay alsın. Şimdi büyümeden çalışan
kesimin pay almadığını biliyoruz. Neden? Çünkü,
çalışan kesime enflasyon kadar zam yapılıyor yahut
artış yapılıyor, ama büyümeden bir pay verilmiyor.
Dolayısıyla, büyümeden de pay alması lazımdı. Bir.
İkincisi, istihdam
olayını da yanlış tartışıyoruz arkadaşlar. Bizi
istihdam olayında yanlışa düşüren TÜİK’tir. Neden
TÜİK’tir? Çünkü, TÜİK’in anketleri ve TÜİK’in
işsizliği tarifi iktisat kurallarına yahut da
bildiğimiz istihdama çok aykırı tariftir. Nasıl?
Biliyorsunuz işsiz sayısını ilan ediyor TÜİK, ama
bir de diyor ki: “Morali bozulmuş işsizler. Ben
bunları işsiz saymıyorum. Çünkü, bunlar iş
aramıyor.” 700 bir dolayında.Yahut diyor ki:
“Yarın iş bulsa çalışacak olan 2 milyon insan
var.”
Şimdi arkadaşlar,
bu 2 milyon insan eğer yarın iş bulup çalışacaksa
bunlara işsiz nasıl dersiniz, ama TÜİK “Ben
bunlara işsiz demiyorum.” Neden? “Çünkü, bunlar iş
aramıyor” diyor.
Arkadaşlar,
Türkiye’nin gerçeklerini bilmemiz lazım. Eğer bir
çözüm alacaksak, bir önlem alacaksak Türkiye’nin
gerçek işsiz sayısını bilmemiz lazım. Başka türlü
aldanırız. Yani, Hükûmet de aldanır, efendim
araştırmacı da aldanır. Onun için, Türkiye’de
gerçek işsiz sayısı bugün oran olarak ifade
edilenin 2 katıdır.
Şimdi, büyümenin,
tabii, iyi dedik, ama arkadaşlar, dünyada da bir
büyüme konjonktürü var. Yani, Çin de yüzde 10
büyüyor. Buna rağmen ben büyümede başarısızlık var
demiyorum, ama dünya konjonktürü olumlu artan
konjonktür. Bu bize büyümede yardım etti. Onun
için, onun da önemli payını inkar etmemek lazım ve
nihayet bugün uygulanan istikrar politikaları
içerisinde devlet zayıfladı arkadaşlar. Bakın,
devletin ekonomideki payının düşmesini hepimiz
savunuyorduk. Çünkü, böyle şişmiş ve zayıf bir
devlet kimse istemiyor. Ama, bugün de devlet
maalesef zayıfladı. Nasıl zayıfladı? Çünkü,
merkezi devlet ne yapıyor, mahalli idareler ne
yapıyor arkadaşlar bileniniz var mı? Belediyeler
her işi yapıyor. Burs da veriyor, sağlık hizmeti
de yapıyor. Yani bir karmaşa var. Bu devleti
zayıflatır. Ayrıca, tabii özelleştirme de devleti
zayıflatıyor. Kimse özelleştirmeye karşı değil,
ama arkadaşlar, özelleştirmenin toplum yararına
olması lazımdır. Şimdi siz özelleştirme yaptınız
veya Türkiye yaptı özelleştirme. Peki, tüketici
refahı arttı mı? Yani, bu özelleşen kurumların
maliyetleri düştü mü, bunlar daha ucuza mal mı
üretiyor, daha kaliteli mal mı üretiyor, bunlar
zam yapmadı mı, bunlar istihdamı artırdı mı?
Tersine azalttı biliyorsunuz. Yani, bütün bunlar
da devleti zayıflattı. Ben size devletle ilgili
başka bir örnek vereyim: Bakın, bugün en fazla
üzerinde durulan TOKİ ve KİPTAŞ 500 bin dolara
daire satıyor. Arkadaşlar, arsası devletten
bedava, harç vermiyor, vergi vermiyor. Peki özel
sektör ne yapacak söyler misiniz? Yani, özel
sektörün yolunu kesmiyor mu bu şartlarda? Yani,
devlet vergi alır hizmet yapar, ama bu şekilde bir
yandan özelleştirme yapıyorsunuz bir yandan devlet
özel sektörün yapacağı gibi lüks konut üretiyor
satıyor. Böyle bir devlete güçlü devlet demek çok
zor. Onun için, devleti güçlendirmemiz lazım
arkadaşlar.
Faiz dışı fazla.
Dedim ki; bir, uygulanmakta olan politikalar
bütçenin etkinliğine izin vermiyor; iki, faiz dışı
fazla Türkiye şartlarına göre uygun değil. Neden
uygun değil? Bir defa bütçemiz esnek değil
arkadaşlar. Faiz dışı bütçe fazlası
uygulayabilmeniz için kısacağınız, önlem
alacağınız, tasarruf edebileceğiniz elinizde
kaynak olması lazım. Şimdi bütçede faiz yüzde
25,2. Sosyal güvenlik açıkları da yüzde 18. Demek
ki yüzde 43’ünde bir işlem yapamazsınız bütçenin.
Peki, personelde bir işlem yapabilir misiniz?
2.400 memur, 2.600 galiba işçiyle personel
ödeneklerinde de bir şey yapamazsınız. Ne
yaparsınız? Cari harcamalar. Biliyorsunuz millî
savunma harcamalarında da bir kısıntı
yapamazsınız. Peki nede yapıyorsunuz o zaman?
Tarımda yapıyorsunuz ve yatırımlarda yapıyorsunuz.
İşte işin sıkıntılı tarafı da bu. Yani, siz eğer
kamu yatırımlarını kısarsanız, kamu yatırımları,
altyapı yatırımlarını kısarsanız, bu, işte,
sektörel dengeyi bozar, yatırım eğilimini azaltır
özel sektörün. Gerçi yatırım eğilimi artmıyor, ama
2008 programında büyüme kamu sektöründe eksi 3,9
azalıyor. Daha da önemlisi sermaye-yoğun
yatırımlar yapılıyor arkadaşlar. Kur düşük,
sermaye-yoğun yatırımlar yapılıyor Türkiye’de.
Bakın, dikkat edin, emek-yoğun yatırım yapılmıyor.
Bütün dünyada KOBİ’ler yatırımların yüzde 30’unu,
40’ını yaparken Türkiye’de yüzde 10’un altında
KOBİ yatırımları. Demek ki emek-yoğun yatırım yok.
Sermaye-yoğun yatırım da büyümeyi sağlar, ama
istihdama faydalı olmaz, istihdam dostu olmaz.
Değerli
arkadaşlar, ayrıca, faiz dışı uygulamasının en
önemli olumsuz etkisi yatırımlara olan olumsuz
etkisidir. Bu, kaynak dağılımını olumsuz
etkiliyor. Ayrıca, bütçe dışı harcamalara zorluyor
hükümetleri. Yani, şimdi, iliyorsunuz, arkadaşlar
belki daha iyi izah eder yahutta yanlışım varsa
düzeltir. Şimdi özelleştirme gelirleri hazinede ya
bir fona kaydediliyor ya da gelir olarak
kaydediliyor, ama nereye harcandığını ben
bilemiyorum doğrusu. Çok araştırdım nereye
harcandığını çok kesin olarak bilemiyorum. Şimdi
niye bu? Çünkü, faiz dışı fazlayı tutturabilmek
için bütçe dışı harcamalara yöneliyor hükûmetler.
Onun için, bence Türkiye’de faiz dışı fazla
uygulamasını kaldırmak lazım onun yerine bir
iktisadi gelişme programı yeniden yapmak lazım.
Bakın, kalkınma değil, gelişme, sosyal gelişme
programı yapmak lazım. Sıcak parayı çözmek için
bir geçiş dönemi uygulamak lazım. Kur politikası,
dalgalı kur politikası Türkiye için uygun değil.
Dolarizasyon var. Çünkü faizler yüksek. Vadeli
döviz işlemleri yok Türkiye’de. Onun için, dalgalı
kur politikası Türkiye için getirilmiş bir
yanlıştır. Bunu değiştirmek lazım, bir zaman
içerisinde çözmek lazım. Yani, belirli bir geçiş
dönemi içinde. Kaynak dağılımında etkinlik
sağlamak için devletin yeniden yapılandırılması
lazım. Ayırıcı, sektörel ve proje bazında
teşvikler vermek lazım. Merkezi devletle mahalli
idarelerin neler yapacağını çok iyi tarif etmek
lazım.
Teşekkür ediyorum,
saygılar sunuyorum.
BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Korkmaz.
…………………..
BAŞKAN- Sayın
Özgün’e çok teşekkür ediyoruz.
Sayın Büyükkaya.
ALAATTİN BÜYÜKKAYA
(İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan,
Sayın Bakanım, değerli komisyon üyeleri, değerli
Maliye Bakanlığımızın bürokratları, yöneticileri,
değerli basın mensupları; önce hepinize saygılar
sunuyorum. Bu bütçenin hazırlanmasında emeği
geçen, katkıda bulunan bürokratlarımıza, devlet
memurlarımıza, yöneticilerimize ve Hükûmet
temsilcilerimize de teşekkür ediyorum. İnşallah,
bu bütçeyle ülkemiz daha iyiyi, daha güzeli de
kucaklayacaktır.
Şimdi, sabahtan
beri, tabii bu bütçe üzerinde konuşuyoruz,
fikirlerimizi dile getiriyoruz. Bazen şöyle insan
gözlerini kapayıp sadece dört yıl öncesine, beş
yıl öncesine dönmesini düşünüyor. Dört yıl önce,
beş yıl önce bu ülkede neler oluyordu? Ne vardı?
Neydi sıkıntılar? Bugüne AK Parti iktidarı boşuna
gelmedi ve AK Parti iktidarına bu millet daha
öncekinden daha büyük desteği boşuna vermedi.
Şöyle bir gözümüzü kapayalım ve hayal edelim.
Şöyle bir resmi gözümüzün önünden geçirelim. Acaba
boşuna mı oldu bunlar? Şimdi, bazen kendi kendime
sordum dinlerken, acaba biz mi başka bir ülkede
yaşıyoruz yoksa başka bir ülke mi anlatılıyor? Bu
ülkede neydi problem? En büyük problem enflasyon
değil miydi? Otuz yıldır, kırk yıldır bu ülkede
yüzde 20, 30’u bırakın, yüzde 60 enflasyona
hepimiz alışmamış mıydık? Herkes bütçesini
yaparken aylık yüzde 5’ten aşağı enflasyon
koymazdı değil mi? Tek haneli bir enflasyonu
hatırlayabilecek, düşünebilecek kimse var mıydı?
ESFENDER KORKMAZ
(İstanbul) – Siz mi yaptınız ki bunları?
ALAATTİN BÜYÜKKAYA
(Devamla) – Bunu konuşan, düşünen bir tane köşe
yazarımız var mıydı? Şimdi bunu konuşuyoruz değil
mi? Şimdi diyoruz ki, efendim, enflasyon yüzde 7
demiştiniz, biraz daha yüksek çıktı ama tek hane
içerisinde ufak tefek sapmalar elbet olacak. Bu
ülkede yaşıyoruz, matematikle uğraşmıyoruz, bu
ülkenin sosyal hayatıyla, ekonomisiyle, belirli
bir şeyiyle yaşıyoruz. Hepimiz yaşayan bir noktada
hedefler koyuyoruz ve projeksiyonlar yapıyoruz.
Böyle bir olayda eğer bu kadar hedefleri
tutturmuşsak… Ben bundan önceki beş yılda Plan ve
Bütçe Komisyonunda görev yaptım, şimdi buradayız.
Geriye doğru bütün bütçe rakamlarına bakınız.
Belki AK Parti İktidarının bütçeyle tek
değerlendirilecek bir sözü varsa, bütçe
hedeflerini bu kadar yerinde ve tam olarak
tutturmuş olmasıdır. Tutturamadığı ne rakam var
biliyor musunuz? Gider rakamı. Giderlerde, hep,
bütçede konulan hedefin altında kalınmış.
MEHMET AKİF
HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Gelirler tuttu mu?
ALAATTİN BÜYÜKKAYA
(Devamla) – Gelirlerde hep tutmuş, çok ufak
sapmalar bazen olmuş. 2007 bütçesinde birazcık
sapmamız var. Ama gene sapmaya bakarsanız oranın
ne kadar düşük olduğunu hemen görürsünüz.
Dolayısıyla, bizim dönemimizdeki bütçelerin en
büyük noktası bu ve Türkiye’ye bakınız, hangi
noktasında bakarsanız bakınız, yakırımlar
noktasında bakınız, herhâlde, seyahat ettiğimiz
zaman… İsterseniz, ben İstanbul milletvekiliyim.
Çıkınız, Ankara’dan çıkın Edirne’ye kadar gidin.
Yollardaki faaliyeti, açılan fabrikaları, kurulan
inşaatları, yapılanları, hepsini görünüz.
Anadolu’ya gidiniz. Kayseri’deki şeyi şimdi
Birleşmiş Milletler özel incelemeye aldı bu ne
oluyor diye, bu kadar önemli yatırım nasıl oluyor
diye. Hangi noktaya bakarsanız… Problem nedir?
MUSTAFA ÖZYÜREK
(İstanbul) – Yani, Hakkâri, Diyarbakır, hepsi
aynı.
…………………..
ALAATTİN BÜYÜKKAYA
(Devamla) – Söyledim, 182 milyar dolar
hedefliyoruz dedim ve ikisi arasındaki açık şu
anda 2007 için 62, önümüzdeki yıl için 65 olarak
düşünüyoruz bunu da. Eğer oransal bakarsanız, bu
rakamın daha iyileştiğini de rahatlıkla
görebilirsiniz. Nominal olarak ufak bir büyüme
olmakla birlikte oransal olarak bu rakamın
düştüğünü de görebilirsiniz.
Enerjideki,
söylediniz teşekkür ederim, notlarımdaydı ama
bakmadan konuşayım diye uğraştığım için
Biliyorsunuz, enerji harcamalarında fiyatın, biz
iktidara geldiğimiz zaman biliyorsunuz, bir varil
petrol 20-22 dolardı. Şimdi ne kadar? 93 dolara
gelmiş. Aynı miktarda malı alsanız bile, fiyat
farkından doğan artışın ne olduğu ortada. Hani,
hep, bize söylerken siz ekonomi iyi oldu, Türkiye
çok iyi gelişti, çünkü dış konjonktür çok iyiydi,
paralar aktı size diye sözler var ya , bunu hiç
kimse söylemiyor. Bunun petrol fiyatlarında, eğer
bu ülkenin bunun… Benim yaşım müsait, Ecevit
dönemini hatırlıyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi
iktidardı. Petrol fiyatları arttı, o dönemde de
arttı, doğru, ama bu ülkede nasıl yoksulluğun
kuyrukların, karne dönemlerini hatırlatan
uygulamaların… Rahmetli annem, yeni çocuğum
olmuştu o dönemde, anacığım girerdi kuyruklara bir
tane sana yağı alabilmek için. Bu dönemleri
unutmadık. Burada oturanların herhâlde çoğunluğu
bu dönemleri hatırlar. Petrol fiyatlarındaki
artışın bu ülkeye ne maliyetler getirdiğini herkes
bilir, ama çok şükür, bu ülkede petrol
fiyatlarında bu kadar büyük artış olmasına rağmen
kimse ekonomide bunu hissetmedi. Bu, Hükûmetin
başarısı değil de kimin başarısı?
MUSTAFA ÖZYÜREK
(İstanbul) – Peki, niye o kadar pahalı
satıyorsunuz akaryakıtı?
ALAATTİN BÜYÜKKAYA
(Devamla) – Ülkede her şey alınıyor ve satılıyor.
Eğer alınamayan bir şey varsa, araç sayısı da
hepsi de ortada. Otomotivdeki patlamayı, ne kadar
çok araç satıldığını hepimiz biliyoruz.
MUSTAFA ÖZYÜREK
(İstanbul) – Parası olan için.
ALAATTİN BÜYÜKKAYA
(Devamla) – Parası olmayan hiçbir şey alamaz, onu
söyleyeyim. Yani, hiç öyle hayalci olmanın manası
yok. Bir insanın cebinde parası yoksa, eğer ona
güvencesi yoksa hiçbir şey alamaz, ne alabilir ne
satabilir, bu işler böyledir.
ESFENDER KORKMAZ
(İstanbul) – Petrole ihtiyacı da olmaz.
ALAATTİN BÜYÜKKAYA
(Devamla) – Olmaz, zaten aracın yoksa petrole
ihtiyacın da olmaz, doğru.
Evet, 2008 neyi
hedefliyoruz? Bakın…
MEHMET AKİF
HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Yani, siz zenginin hükûmeti
misiniz?
ALAATTİN BÜYÜKKAYA
(Devamla) – Hayır, biz herkesin… Bakın, bu millet
bize, her iki kişiden biri AK Partiye oy verdi.
Niye? Eğer bu ülke, biz zenginin… Bakın,
zenginden, zengine dönük, zengin yerlerden oy alan
Cumhuriyet Halk Partisi ama fakirden oy alan AK
Parti, çünkü fakiri düşünen biziz.
MUSTAFA ÖZYÜREK
(İstanbul) – Oy alırken tamam, ama hizmet verirken
zengine.
ALAATTİN BÜYÜKKAYA
(Devamla) – Hiç öyle bir şey yok. Eğer öyle olsa,
bu millet biliyor, merak etmeyin. Milleti
küçümseyerek oy alınmıyor. Bu millet, kimin ne
yaptığını çok net bir şekilde biliyor. O kadar iyi
biliyor ki, hatta ben hiç unutmuyorum, Birgen
Hanım, kulakları çınlasın, o gün seçim günü ATV’de
diyor ki, ben bu milleti anlamıyorum, hep bize
şikâyet ediyorlardı, hep bize böyle diyorlardı ama
gittiler AK Partiye oy verdiler. Ben de oradaydım,
dedim ki, doğru, anlamıyorsunuz, anlamınız da
mümkün değil.
(Mikrofon otomatik
cihat tarafından kapatıldı)
…………………………..
BAŞKAN –
Teşekkürler.
Sayın Korkmaz.
ESFENDER KORKMAZ
(İstanbul) – Efendim teşekkür ederim.
Ben de, üç soru
sormak istiyorum: Birisi, doğrudan yabancı
sermayeyle ilgili. Şimdi, 2006 yılında 20 milyar
dolarlık doğrudan yabancı sermaye girişinden söz
ediyor Sayın Bakan tebliğinde, sunuşunda. Şimdi,
bu 20 milyar dolarlık doğrudan yabancı sermaye
girişinin acaba ne kadarı uzun vadeli, sıfırdan
yatırım sermayesi olarak geldi, yani fabrika
kurmak için sıfırdan teknoloji getirip yatırım
yapmak için ne kadarı geldi bunun? Bunun ne kadarı
özelleştirme için geldi 2006 yılı için yalnızca
rica ediyorum? Ayrıca, bunun ne kadarı özel
sektörden firma satın almak için geldi? Birinci
sorunun A şıkkı bu.
Birinci sorunu B
şıkkı, Türkiye’de yabancı sermayeye özelleştirilen
kuruluşların, kamu kurumlarının özelleştirilen,
bugüne kadar kâr transferi ne oldu? Bundan sonra
potansiyel kâr transferi ne olabilir ve bunlar
cari açığı ne kadar etkileyebilir?
İkinci soruma
geliyorum. Şimdi, nominal faizlerin yine tek
haneye düşürülmesi ifade ediliyor. Yalnız burada
benim tereddüdüm, öğrenmek istediğim, şimdi
biliyorsunuz sıcak para faiz oranlarının düşmesini
engelliyor. 2006 yılının Mayıs, Haziranında bu
dalgalanma sonucunda Merkez Bankası faiz
oranlarını 4 puan artırdı. Şimdi, bu dönemde de bu
2007’deki dalgalanmada da faiz oranlarını çok
fazla düşürme imkânı olmadı, bir defa 0,25 bir
defa 0,50 düşürebildi. Şimdi sıcak paraya acaba ne
gibi çözüm bulunacak. Yani, Türkiye’de 103 milyar
dolara çıkan sıcak paranın ortaya getirdiği risk,
kırılganlık varken, faizleri tek haneye düşürmek
mümkün görülmüyor. O zaman siz sıcak paraya ne
gibi bir çözüm düşünüyorsunuz, ikinci sorum bu.
Üçüncü sorum,
şimdi, burada doğrudan doğruya memur maaşlarıyla
ilgili bir oran ifade etmediniz. Ancak, öyle
anlaşılıyor ki, enflasyonun yüzde 4’ü aşması
hâlinde ikinci yılda, ikinci yarı yılda, memur
maaşları tekrar artırılacak enflasyon kadar, öyle
bir ibare var. Şimdi, yüksek dereceli memurları 2
artı 2 yani ortalama, yani 2 artı 2,1 ilk altı ay.
İkinci altı ayda yüzde 2 verdiniz. Bu yüzde 4
etmez tabi. Yüzde 3,1 eder, çünkü yani birisini
bir yıl için veriyorsunuz birisini altı ay için
veriyorsunuz. Yüzde 4’ün yüzde 4’ünü de katarsak
demek ki, 3,1 dolayında olur. Burada, tabii, bu
ortalama devamlı kamuoyunu yanıltıyor. Burada siz
bir ortalama çıkardınız mı?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.
|